Bu kitap puanı hak ediyor mu emin değilim. Kitabı okuduğum süreçte duygu değişimimi anlatmak istiyorum.
Öncelikle kitaba garip bir başlangıçla başlıyoruz. Bir kadın var. Büyük ihtimalle birini öldürmüş. Onu kovalayan adamdan kaçmak için uçurumun en dibine gidiyor ve adam, kadını itiyor. Düşen kadın ölüyor mu bilmiyoruz ama ben bu kadının Adrian’ın komaya girmiş gibi görünen ve konuk evinde kalan gerçek karısı olduğunu düşünüyorum.
Adrian, uçurumdan düşen kadının öldürdüğü kadına gidiyor. Cesede bakarak onu “tekrar bulacağını” söylüyor. Kitap böyle başlıyor.
Winter, ana karakterimiz. Eskiden annesi ve bir tane de bebeği varmış. Bir kaza sonucu kendisi yaralanırken annesi ve bebeği de ölüyor. Kendisinin eskiden balerin olduğunu biliyoruz. Başbalerin winter’dan nefret ediyor ve winter kızını başbalerin yüzünden kaybediyor. Başbalerinin gerçek Lia olduğundan şüpheleniyorum.
Winter, bu kayıpları sonucu sokağa düşüyor ve bir cinayetten suçlanıyor. Tam bu esnada
Adrian, Winter ile karşılaşıyor ve aniden “karım ol, yoksa hapsi boylarsın.” Diyor. Şaşırtıcı derece Lia ve Winter birbirinin kopyası gibi. Sanki cidden Adrian Lia’yı “tekrar buluyor.” Bu tehdit sonucu
Winter, Adrian’nın karısı Lia yerine geçiyor.
Adrian kim? Kitapta kendisi ve geçmişi hakkında
Detaylar yok. Ama bence kendisi manyak, takıntılı, sapık, kadın düşmanı, tacizci, mafya..aklınıza gelebilecek her türlü kötü şeyin tanımı. Kitaba puan vermek istememin nedeni oldukça açık. Adrian, Winter’a tecavüz ettiği halde yazarımız her sahnede bu anı romantikleştiriyor. Kitabı yarım bırakmama ramak kalmıştı. Bu sahneler bana cidden iğrenç geldi. Yani bir adam sizi kaçırsa daha kaçırıldığınız ilk gün adamdan hoşlanmaya başlamazsınız. Kızımız, adam kendisine romantiklik altında tecavüz ederken karşı koymuyor bile.