·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Ağustos 2025 13:52 "Türkiye'de küçük bir azınlık çok yemekten, israftan, hazımsızlıktan uyumazken; büyük bir çoğunluk ise açlıktan, yarın kaygısından, ekmek kavgasından uyuyamıyor."
Öncelikle hak ve özgürlükler güvencede değildir. Toplumsal huzur ve barış sürdürülebilir değildir. Demokratik olgunlaşma seviyesine erişilememiştir. Hukuki gelişmişlik yeteri derecede artmış değildir. Bu doğrultuda yapılan bütçe vatandaşın değil iktidarın ve onun beslediği imtiyazlı grupların bütçesidir.
Obez Devlet'te reel ve sürdürülebilir büyüme gerçekleşmez. Büyüme dalgalı olur. Büyümenin olduğu dönemlerde ise büyümenin bölüşümü adil olmaz. Milli gelir pastası büyüsün veya büyümesin
bazılarının porsiyonu, diğerlerinin porsiyonlarının küçülmesi pahasına sürekli büyür. Toplumda zenginlerle düşük gelirliler arasındaki makas sürekli açılır. Dengesiz, biçimsiz, sevimsiz bir yapı çıkar ortaya. Zaten devleti obez yapan da budur: dengesiz büyüme ve büyümenin dengesiz dağılımı. Çalışan kaslara enerji verilmez, alınterinin hakkı gasp edilirken, çalışmayan rant/makam kollayıcılarına, yandaşlara kaynak aktarıldığı için kaslar zayıflarken göbek büyür.
Cumhuriyet tarihi boyunca arka arkaya yedi yıl boyunca kişi başına GSYH'nin düştüğü tek dönem 2014-2021 yıllarını kapsayan yedi yıllık dönem olmuştur. Daha önce sadece İkinci Dünya Savaşı
yıllarında arka arkaya dört yıllık bir kişi başına gelir düşüşü yaşanmıştır. Dünya ekonomik buhran dönemi, 1980 Darbesi dönemlerinde bile kişi başına gelir düşüşleri en çok arka arkaya üç yıl sürmüştür.
"Bilmemek mutluluktur" deyip kaçamazsınız, gerçeklere sırtınızı çeviremezsiniz. Zaten birileri, bilmeyin, mutlu olun(!) diye bu harcamaları bütçenin olmadık yerlerine saklamıştır. Hepimizin araştırma, öğrenme, bilme, bilgimize göre oy davranışı geliştirme sorumluluğumuz vardır. Çünkü bu ülkeye gerçek demokrasi ne kadar vergi ödediğinin farkında olan, ödediği her kuruş verginin de nerelere harcandığının peşine düşen vatandaşlar sayesinde gelecektir.
Veriler de iç acıtıcıdır, can yakıcıdır. Suçları, Kanun maddelerini değiştirerek, cezaları artırarak azaltabileceğimiz yanılgısına düşüldü. Ekonomik eşitsizliklerin, nepotizmin, kayırmacılığın arttığı; çalışmadan zengin olmanın, yetenek sahibi olmadan en üst makamlara gelmenin sıradanlaştığı toplumda değer yargıları erozyona uğradı. Evine ekmek girmeyen ailelerde ekonomik yoksunluk kaynaklı aile içi şiddet olayları arttı.
Ülkenin genelinin dolar bazında geliri düşerken dar gelirlinin milli gelirden aldığı pay daha da azalmaktadır. Toplumun en düşük gelirli yüzde 20'lik kısmı toplam gelirin sadece %5,9'unu alırken, en zengin yüzde 20'lik kesimi %47,5'ini alıyor. Aradaki uçurum ortalama 8 kata ulaşmıştır. En fakir ile en zengin yüzde 10'luk dilimler arasındaki fark ise 14.6 kat olmuştur.
Son olarak Obez Devlet'den kurtulmak istiyosak; güçlü parlamenter sistemi, etkin denetimi, siyasi ahlakı, bağımsız ve tarafsız yargıyı, hukukun üstünlüğünü, hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını, bağımsız ve etkin sivil toplumu, kişisel çıkardan ziyade toplumun çıkarlarını öncelemeyi, hesap verebilir bir yönetim anlayışını tesis ederek, vatandaşların devlete olan inanç ve güvenini yeniden inşa etmeliyiz.