Türk adının tarih sahnesine çıkışı VI. asırda Gök-türk devletinin kuruluşuna bağlıdır. Nitekim bu kavmi Çin'liler Tu-kiu Bizanslılar da Tur-koi adı ile tanıyorlardı, ki Orhun kitâbelerinin keşfinden önce bu isimlerin "Türk" olduğu anlaşılmıştı. İslâmdan önce Câhiliyye şairleri (A'şă ve Năbiga gibi) ve Hezret-i Peygamber'in hadisleri de Türkleri kendi isimlerile tanıyor ve kaydediyorlardı. Gök-türk kağanları tabiiyetlerinde bulunan ve hatta kendi devletlerine karşı isyan eden Oğuz, Türkeş ve Kırgız uluslarını da Türk adı ile zikrediyor ve bunları "kendi Türk milletim idi" (Türküm budunum erti) ifadesi ile gösteriyorlardı. Bu durum Türk adının sadece Gök-türk hâkanları hânedanının, mensup oldukları bir boya veya devlete ait olmayıp bütün bir millete şâmil bulunduğunu ifade eder. Türk adının bu kadar geniş bir mâna kazanması onun Gök-türklerden önce mevcut olduğuna bir delil teşkil eder. Nitekim eski İran ve Arap kaynaklarında Ak-hunlar (Hayâtile) da Türk adı altında gösterilmiş; destânî Turan isminin Türkten geldiği anlaşılmıştır. I. asır Lâtin müellifi Pompenius Ural (Yayık) ve İtil nehirleri arasında bir Turkae kavminin yaşadığını kaydeder. Hatta meşhur Sinoloji alimi De Groot Hunlardan önce Çin'in şimalinde Tik adlı bir kavmin bulunduğunu ve bu adın da Türk ile ilgili olduğunu ileri sürmüştür.
Sayfa 45 - Türklerin Adı ve Ana Yurdu - Ötüken Neşriyat - 34.basım
Tarih
·
144 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.