Bir köpeğin gözünden insan ruhunun en kuytularına bakmak mümkün mü? Paul Auster, Timbuktu ile bu soruya zarif, sarsıcı ve incelikli bir yanıt veriyor. Hikâyeyi, Kemik Bey adlı bir köpeğin gözünden anlatmak yalnızca biçimsel bir oyun değil; aynı zamanda varoluşa, sadakate ve ölümü kabullenişe dair yepyeni bir kapı aralıyor.
Timbuktu, yalnızca bir köpek ile sahibinin vedalaşması değil; bir yeryüzü sürgünlüğünün, bir aidiyet arayışının, konuşulamayan duyguların hikâyesi. Auster’ın sade ama şiirsel diliyle, her kelime dokunuyor; her satır bir iz bırakıyor. Okur, bir köpeğin iç sesi aracılığıyla insanın acısını, korkularını ve umutlarını duyuyor.
Kitap boyunca hissedilen melankoli, o çok uzak ve belki de var olmayan Timbuktu’nun kendisi gibi: bir sığınak, bir düş, bir kaçış.
Ve belki de hepimiz, bir parçamızla oraya gitmek istiyoruz.