Kitap, ırkçılığı doğrudan yüzüne vuran ama bunu ajitasyona kaçmadan yapan bir eser. Özellikle Aibileen’in iç sesi, Minny’nin hayata kafa tutuşu, Skeeter’in çırpınışları… Hepsi çok canlıydı. Her karakterin ayrı bir rengi vardı.
Irkçılık; sadece yasa ya da saldırı olarak değil, gündelik hayatta da küçük detaylarda çok etkileyici anlatılıyor. Örneğin tuvalet ayrımı, yemek yapma kuralları, çocuk bakımı gibi detaylar insanda hem öfke hem de üzüntü uyandırıyor.
Skeeter’in kitap yazma çabası, sadece bir kariyer değil, bir duruş meselesi. Üstelik bu hikâyeyi yazmak, o dönemde hem onun hem de hizmetçilerin başına bela açabilecek kadar tehlikeli.
Ama buna rağmen kadınlar birbirine tutunarak konuşmaya başlıyor. Bu bana göre kitabın en güçlü mesajıydı: Konuşmak iyileştirir. Gerçekler değişimin ilk adımıdır.
Kitabın adı boşuna değil. Renk burada hem ten rengi ayrımını hem de duyguların, acıların, umutların rengini simgeliyor.Dikkatimi çeken en güzel detaylardan biri de ırkçılık üzerine yazılan kitabın yazarının onların deyimiyle beyaz biri olmasıydı.
Duyguların Rengi bence sadece bir roman değil bir vicdan aynası.
Hem duygulandırıyor hem düşündürüyor. Hem de içindeki cesur kadınları tanıdıkça insan kendine de şu soruyu soruyor:
Ben onların yerinde olsaydım, sesimi çıkarabilir miydim?