Son zamanlarda okuduğum en lezzetli roman.
Lezzetli diyorum çünkü çok şeyle yemek yemek arasında benzerlik kurulur.Ben okumakla özdeşleştiriyorum.Güzel bir sofradan hem gözün hem gönlün doyarak kalkarsın, damağında hani bir lezzet kalır ya. İşte Deli İbram Divanı da bana bu hissi veren kitaplardan.Öyle ki sayfaları çevirirken Ege’nin tuzlu sularının kokusunu genzimde hissettim.Zeytin ağaçlarının küllü gölgesinde serinledim.
Ege’de küçük bir adada geçen hikaye,1950’ lilerin Türkiyesinin bir özeti.Ülkede o gün - hatta bugün- ne yaşanıyorsa o küçücük kasabada da o yaşanıyor.Kamusal gücü arkasına alan zalim ve menfaatçi bir Eczacı Süleyman. Geçim derdinden başka şeye vakti olmayan güçsüz, gariban balıkçılar.
Her köyün bir delisi var tabii. Deli İbram. Ve bir de düzene başkaldıran kendi adaletini sağlamak zorunda kalan Terzi Osman
Hikaye bildik ama üslup etkileyici.Efsanelerle, iç içe geçen hikayelerle derinleşen bir anlatı Deli İbram Divanı.