Doğan Cüceloğlu ile İrfan Erdoğan'ın eğitim, eğitim çerçevesi nedir? Öğretmen olmak ile öğretmenlik yapmak arasındaki fark nedir?... Gibi sorular üzerine gerçekleştirmiş oldukları sohbetlerini okuyoruz. Çok keyifliydi okuması özellikle geleceğin bir öğretmen adayı olarak bana çok şey kattığını söyleyebilirim. Diyalog şeklinde metinler oluşturulduğu için okuması zorlamadı beni yani gereksiz ve üzerinde durulmasa da olur denilebilecek konulara ya da sözcüklere yer verilmemişti bu daha da sevdirdi kendini bana ek olarak her bölümün yani sohbetin sonunda o sohbeti değerli eğitimcilerimize adamış olmaları da çok takdire şayandı açıkçası . Kattığı şeyler üzerine bir inceleme yazmak istiyorum aslında çünkü bu kısım daha önemli. Öncelikle öğretmenin toplumdaki yeri üzerine bir sohbet gerçekleştirmişlerdi örneğin İrfan Erdoğan, eğitimi bir cümleye benzetirken o cümlenin öznesi olarak da öğretmeni belirtmişti. Açıkçası bu benzetim benim çok hoşuma gitti çünkü eğitim bir sistemin bütünüyken o bütünlüğün temel yapı taşı öğretmendir ve öğretmen olmadan cümle olmaz, bütünlük olmaz. Öğretmen olmanın; öğretmenin öğrencide öğrencinin ise öğretmende dirildiği, güçlü ve sahici bir aidiyet olduğu bilincine evrilmemiz gerektiğini anlamamı sağladı. Yani, öğretmenin gözünde küçük bir çocukken bile yıllar sonra hayatın belli konumları içerisinde yerini alacak birer yetişkinler olacağımız bilinci bir öğretmende yer edinmiştir tabii öğretmenlik yapmak yerine olmayı tercih ettiyse. Mesela bu benim için çok önemli bir noktaydı çünkü bugüne kadar karşılaştığım çoğu öğretmende ( büyük çoğunluğunda demek daha doğru) bu bilince pek rastlamadım ama bu kısır döngüyü kıran birisi olmayı kendime hedef edindim diyebilirim. Kariyerimdeki en büyük arzum sıradan ve sistemin bir parçası olarak hayatını idame ettirenlerden olmamak çünkü bu hem karakterime hem de yaşam tarzıma ters bir şey. Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır öyle değil mi? Kendimize dair olan umudu yitirmemek lazım. Kitaba tekrar dönecek olursak öğretmen tanıklığından bahsedilmişti. Tanık olmak öğrencide çok anlam ifade eder aslında çünkü insanın hem psikolojik hem de sosyal olarak kendisini var hissedebilmesi için kendisini önemli ve dinlenmeye değer sevilmeye değer birisi olarak görebilmeye ve çevresinde tanıklara ihtiyacı vardır. Okul ortamına kafamızı çevirdiğimizde bir öğrencinin en çok öğretmenin tanıklığına ihtiyacı vardır. Bu durum hem aidiyet duygusunu hem de birey olma dengesini içerisine alır. Kendi okul hayatımda şükür ki istemeyeceğim kadar fazla öğretmen tanıklığını deneyimledim. İstemeyeceğim kadar dedim çünkü birçoğu olumsuz anlamdaydı aslında bunu yazarken öğretmenin tanıklık yapması her şeyi kapsamadığını öğrencinin onayı ve isteğinin de önemli olduğunu fark ettim çünkü bazen bir şey yaşarsın ya da yaparsın ama bunun öğretmene ulaşmasını istemezsin çünkü gerek yok diye düşünürsün ve bazen gerçekten de gerek yoktur. Bu durumda öğretmen tanık olup olmaması gerektiği ayırımına varabiliyor olması gerekir elbette. Asıl öğretmen-öğrenci ilişkisi karşılıklı saygı ve anlayışla sağlanır kısaca. En azından benim anladığım ve şekillendirdiğim fikirce...
Kesinlikle herkese önerebileceğim bir kitap yani bu kitabı okumanız için öğretmen olmanıza gerek yok istediğiniz meslekten olun elbette her zaman bir öğretmenle diyalog içerisinde olacaksınızdır. Böylece gerçekten öğretmen olmuş birisiyle mi yoksa öğretmenlik yapan birisiyle mi diyalog halindesiniz bunun ayırımına kolayca bu kitap sayesinde varabilirsiniz. Şimdiden keyifli okumalar.
''Öğretmenler; yeni nesli Cumhuriyetin fedakar öğretmen ve eğitimcileri sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin becerinizin ve fedakarlığınızın derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet: fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli muhafızlar ister. Yeni nesli, bu özellik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir.''
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK. <3