·1016 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Ağustos 2025 23:30 “Unutulmuş Kitaplar Mezarlığı” serisinin genel yorumu: Nasıl başlasam, nerden başlasam bilemedim. Büyüleyici bir seriydi. 1950’lerin Barcelonasında kitaplarla dolu bir dünyada maceradan maceraya atladığımız, gizemlerle ve cinayetlerle dolu bir serüven.
İlk kitabımız “Rüzgarın Gölgesi” (aramızda kalsın serinin en sevdiğim kitabıydı.) ilk kitap bu kadar iyi olmasaydı belki serinin devamı için bu kadar beklenti içinde olmazdım. İlk kitapta, kahramanımız Daniel küçük bir çocuktur ve babası onu gizemli bir kütüphaneye götürür ve burada unutulmaya yüz tutmuş binlerce kitabın saklandığını ve korunduğunu söyler. Buraya ilk defa gelen kişi bir kitabı evlat edinip, hayatı pahasına onu koruma sözü verir. İşte Daniel burada Yazarı Julian Carax olan Rüzgarın Gölgesi kitabını alır. Günün birinde bu yazarın bütün kitaplarını yakan bir yabancı gelip ondan kitabı yok etmek için isteyince olaylar gelişir. Daniel hem yazarın hem de bu yabancının peşinden maceradan maceraya atlar.
Serinin ikinci kitabı “Meleğin Oyunu” ise serimizin bir diğer kahramanı olan David Martin’in hikayesini anlatır. Bir gazetede çalışan ve bir gün kendi kitaplarını yayınlatma hayali olan bir yazardır. David’in paraya ihtiyacı vardır ve yazarlığın para etmediği bir çağdır. Bir yabancı ondan yeni bir din için kutsal bir kitap yazmasını bunun karşılığında ona istediği her şeyi verebileceğini söyler. David anlaşmayı kabul ediyor fakat hikaye burda karışık bir hal alıyor. Ne kadarı gerçek ne kadarı hayal olduğunu bilmediğimiz bir dizi olaylar yaşanıyor. (bu kitapta kafam baya karışmıştı)
Serinin 3. Kitabı olan “Cennet Mahkumu” ise ilk iki kitaptaki karakterlerimizin kesişim noktalarını ve Fermin’in geçmişindeki sırları aydınlatıyor. Serinin son kitabına bir nevi zemin hazırlıyor.
Gel gelelim serinin son kitabı olan “Ruhlar Labirenti’ne.” Burda hikayeye bambaşka bir karekter olan Alicia Gris giriyor. Gizli bir ajan olan Alicia hem kendi hikayesinin hem de kahramanlarımızın hikayesinin peşinde Madrid ve Barcelona arasında faili meçhul cinayetlerin, kayıpların ve gizemlerin peşinde tehlikeli bir maceraya atılıyor. Bir ufak eleştirim var bu kitapla ilgili, yazar bizi bir tık fazla dolandırdı bence. Ama yine de hiç sıkmadan okuttu kendini.
Seri çabuk bitmesin diye araya sürekli başka kitaplar sıkıştırmama rağmen bitti. Eski Barselona sokaklarını, kitapçıyı, Sempere ailesini, Fermin’i, Julian’ı, David’i, Aliciayı herkesi çok özleyeceğim. Orda onlarla, kitapların arasındaki dünyada yaşamak isterdim. Bir yanım bu seriyi herkese tavsiye edip, zorla okutmak isterken diğer yanım hiç kimseye bundan bahsetmeyip bu güzeliği sadece kendine saklamak istiyor. Unutup, yeniden, yeniden ve yeniden okumak istiyorum. Yolunuz bir şekilde bu seriyle kesişirse keyifle okuyabilirsiniz.