Saklambaç, hayatta kaçırdığımız fırsatları, gözden kaçırdığımız ince detayları ve zamanın hızla kayıp giden anlamını keşfe çıkaran bir kitap. N. G. Kabal, bu eserinde okuyucusunu yalnızca bir anlatıma değil, bir oyun alanına davet ediyor. Burada her şey bir saklambaç oyunu gibi, bazen bir adım öndesiniz, bazen de kayboluyorsunuz. Kitap, gerçeği bulmaya çalışan bir karakterin hikayesi etrafında dönse de, okuyucusuna sadece hikaye değil, aynı zamanda bir bilinç dönüşümü sunuyor.
Kitabın açılışı, saklambaç oyununda olduğu gibi, sıradan bir dünyada gizemli bir kayboluşla başlar. Bir karakter kaybolur, fakat bu kayboluş, fiziksel bir kayboluşun ötesindedir; aslında kaybolan, hayatın içindeki anlamlardır. Bu kaybolan şeyleri arayan ana karakter, bizi, bazen bir sokak lambasının altındaki gölgeler, bazen de bir geçmişin izlerini takip ederken tanıdık gelen ama bir türlü çözülmeyen bilmeceyi çözmeye davet eder.
Bundan sonraki her adımda, okur bir yanılgıya düşer; oyun devam ederken bazen doğru izlerin peşinden gider gibi görünür, bazen de içsel bir karmaşaya düşer. Ama asıl soru, kaybolan neydi? Ne arıyorduk? Kabal, her sayfada bu soruyu biraz daha karmaşıklaştırarak, hem okurun hem de karakterin zihinsel dünyasında farklı yollar açar. Bir sonraki sayfada, okur bir çıkış yolu beklerken, başka bir yolun kapalı olduğunu görür, her açıdan eksik bir şeyler hissedilir. Kitap, kaybolan zamanın, gözden kaçan fırsatların izini sürerken, okurla beraber kimlik arayışına da girişir.
Ana karakterin zihinsel dünyasında kaybolmuş olmasına rağmen, hayatın her anında bir şeyleri keşfetme çabası sürer. Kabal, insanların geçmişle, şimdiki zamanla ve gelecekle kurdukları ilişkilerdeki karmaşayı çok ustaca işler. Geçmişin izleri bugüne nasıl yansır? Ne zaman bir anı unutmaya başlarız ve unutmak mı, aslında hatırlamaktan daha önemli hale gelir? Bu sorular etrafında şekillenen metin, katman katman açılarak her defasında okuru daha derin bir noktaya taşır.
Kitap ilerledikçe, okur bir saklambaç oyununun parçası haline gelir. Hangi noktalarda gerçeklere tutunarak ilerleyecek? Hangi anlarda, yanılgılara düşüp kaybolacak? Kabal, zamanla okuru sürekli olarak bir bilinç kayması içine sokar. Her okunan bölüm bir ipucudur, fakat bu ipuçları her zaman doğruyu göstermez. Tıpkı bir saklambaçta, her yeni ipucunun bir aldatmaca olma potansiyeline sahip olması gibi… Bu, okuru sürekli bir şüpheye düşürür. Karakterin aradığı şey, aslında zamanla kendini bulmaya dönüşür. Her kayboluş, her yanılgı birer adım daha atılacak gerçek benliğe yaklaşma fırsatıdır.
Kitabın temposu, saklambaç oyununun hızına benzer şekilde devam eder. Çözümün arayışı, kimi zaman yavaş ilerleyen bir düşünsel çaba, kimi zaman ise patlayan anlık aydınlanmalarla yer değiştiren bir akışa sahiptir. Kabal, okuru bir yandan karakterin ruhsal yolculuğuna sürüklerken, bir yandan da bu yolculukta yapılan hataları ve kayboluşları incelemesi için davet eder. Bu şekilde, Saklambaç yalnızca bir hikaye değil, bir felsefi keşif halini alır.
Her sayfada, yazarın bilerek ve ustalıkla yerleştirdiği gizli mesajlar, okurun bilincini sürekli olarak zorlar. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bazen sıradan bir anı, bazen de bir göz hareketi, karanlıkta kaybolmuş olan bir gerçeği aydınlatmaya yetecektir. Kabal, her bir bölümde okuru daha derine çekerken, onları zaman zaman şaşırtıcı, zaman zaman da zorlayıcı yollara sokar.
Bu kitap, sadece bir kayboluş hikayesi değildir; aynı zamanda kaybolan zamanla, kaybolan kimliklerle, kaybolan anlamlarla yeniden varolma çabasıdır. Saklambaç, bir bilinç dönüşümü, bir arayış ve bir keşif yolculuğudur. Her kaybolan parça, okuru daha güçlü bir gerçekliğe taşır. Ve sonunda, bir şekilde gerçeğe ulaşan herkes, sadece bir iz sürücüsü değil, aynı zamanda yolculuğun bir parçası olmuştur.