"Kusurlu Ruh, Yanlış Dünyada Doğan, Sorunlu Zihin, Duygusuz Piç, Beceriksiz Oe.."
Kısacası: Yozo.
Japon modern edebiyatının başat eserlerinden sayılan İnsanlığımı Yitirirken romanının, daha doğrusu "Ben Roman"ının başrolü, Osamu Dazai'nin çekingen otobiyografisinin sembolü ve de bizlerin hem kendimizden bir şeyler bulduğumuz hem de yeri gelince en ağırından sayıp sövdüğümüz o kırık kişisi.
Bu Yozo öyle biridir ki, okurken bizlere "ya ne kadar duygusal ve bir o kadar da anlayışsız!" diye sitem ettirir. O derece kırıktır. Bize çocukluğunu okuturken saf bir melankolik izlenimi sunar ve kendine acındırır, düşünüp soluklanmak üzere kalemi elimize aldığımızda "Çok fazla duyarlı. O kadar duyarlı ki bir minicik duyguyu bile dağ gibi hissediyor, bundan sebep de maddi dünyayla ilgilenecek bir nefes anı bile bulamıyor. Yozo duyguları algılamak için doğmuş biri gibi, manevi bir yapıda olup da maddi olan bu dünyaya kazara düşmüş bir kurban sanki." diye yazdırır (YAŞANDI.) Ancak sonra aynı Yozo güncelerini okuyup bitirdikçe bizi kendinden kademe kademe uzaklaştırmaya başlar. Ve en sonunda bir kadının t.cavüze uğrayışını sadece izlemekle yetindiği o noktada bizi kendinden tamamen nefret ettirir. En sonunda, "Böyle adam olmaz olsun. İnsan bu kadarına da tepki vermeden duramaz ya, bu herif düpedüz anlayışsız!" diye sitem ederiz. Halbuki Yozo sorununun ne olduğunu başından beri söylüyordur, böyle birinden çıkacak sonuca şaşırmamamız gerekir. Sadece biz onun kolay kolay görülmeyen bir garip bir tip olduğunu anlamayarak biz yanlış kanıya varmışızdır.
Yozo ortalama varlıklı bir ailede doğmuştur, etrafındaki herkesin en önemsediği şey para ve birbirileriyle olan ilişkileriyken Yozo ne babasının ona ısrarla aldığı hediyeleri ne de evdeki hizmetçilerin birbirilerini çekiştirmelerini anlayabilir. Normalin üstü bir zekaya sahip gibi görünmektedir, daha doğrusu, ilkokuldan itibaren ders notları hep yüksektir. Ama Yozo başarıyla tamamladığı o sınavları en az okuma yazması olmayan, hiç okul görmemiş biri kadar anlamsız bulur ve hatta anlayamaz. Büyüdükçe yakışıklılaşır ve genç kızların ilgisini çeker. Ama Yozo ne kızları ne de onların ilgisini anlayamaz. Yozo insanlığı anlayamaz, Yozo hayatı anlayamaz. Dersiniz ki bu herif mal mı? Ama mal biri eğitim hayatında nasıl böyle başarılı olsun? Belli ki sorun zekasal değil, daha başka bir şey: Yozo'nun ısrarla söylediği anlayamama sorunu. Bu Yozo, henüz yaşaya yaşaya soğumamışken, daha hayatı yaşamaya başlamamış bir çocukken karşı tarafın bir minicik duygusundan bile inanılmaz tehlikeler arayan biridir, sanırsın Yozo'nun insan algısı Platon'un mağarasındaki üç mahkumdur: mahkumlar o kadar dünyayı bilmez, o kadar cahil kimselerdir ki bir minik gölge kıpırtısını bile büyük bir felakete yorarlar. Yozo da aynı bu şekil duyguları yorar. İnsan anlayamadığına ancak bu kadar tehlike atfeder. Yozo işte bu problemi yaşamaktadır. O bizim gelip geçtiğimiz ve en normal kabul ettiğimiz insanlık düzenini ve ona dair hiçbir şeyi anlayamaz, hep bir anlama zorluğuyla boğulur ve hatta geceleri varlığın ağırlığı yüzünden "sonsuz bir cehennemde" yanar. Sanki kazara insanların arasında doğmuş bir uzaylı gibi.
Ve işte tam da bu yüzden bilinçli bir şekilde kendi insanlığını parçalamaya başlar: başta bu anlayamadığı düzende bir şekilde yoluna devam edebilmek için şaklabanlıklar yapar, bu Yozo'nun "İnsanlardan son sevgi arayışı"dır. Şaklabanlıkların kesmediği bir yaşa ve eşrafa ulaştıktan sonra da başka çabalar ile "var olmaya" devam eder; salaklıklar, anlayışlı görünmeler, sahte kibarlıklar ve sonra bağımlılıklar: Alkol, sigara ve kadınlar. Yozo artık anlayamadığı bu düzende kalmaya devam edebilmek için bu son üçünü çare olarak görür. Daha doğrusu onu uyuşturan son etmenler olarak gördüğünü dilegetirir. Aciz bir cahildir sanki: yaşama tutunamaz ve hatta çocukluğundan beri hep gelip onu öldürecek birinin hayalini kurar. Ama yine de yaşamaktan başka bir yol bulamayacak kadar miskindir. Ancak bir gün Yozo'nun ilk defa insanlara ait birkaç duyguları yaşayabildiği bir an gelir, Yozo "paçoz" bir kadını, birkaç günce sonra "katıksız oe" diye anacağımız bir yoldaşından kıskanır. Bu his böyle şeyleri hiç bilmeyen Yozo'ya öyle ağır gelir ki karanlık bir kuyuya düşmüş sakat hayvan gibi çıldırır. Önce kadından kaçar, sonra ona geri döner ve onunla beraber aşk i.tiharına kalkışır. Bunun sonucunda ise Yozo'nun ne kadar boktan bir beceriksizliği olduğunu anlar, i.tiharının bile başarısız olduğunu görürüz. Ve bu noktadan sonra Yozo bize istemsizce, artık kendi sorununun bedellerini başkalarına ödeten bir sakar olarak görünmeye başlar. Nitekim bunun en ağır sonucu "insani bir hayat yaşamayı" kendi çabasıyla oluşturmaya kalkışmasından sonra, evlendiği (evlilikleri de şüpheli yani) kadının bahsi geçen katıksız oe tarafından t.cavüze uğraması olur. Yozo o derece anlamsızlığın vurgunundadır ki buna bile tepki veremez. Acı bazı hisler yaşar ama eylemleri eksi dereceye düşecek kadar pasiftir.
Gerçek birinin otobiyografisi olduğu üzere, hayatta pek görmediğimiz ya da ilgimizi çekmediği için gözardı ettiğimiz bir insan tipinin hikayesidir bu: Albert Camus'un Yabancı'sı ve daha bilmediğimiz pekçok örnek gibi anlamsızlıkla sakatlanmış, zeki olsa da olanı biteni anlayamayan ya da anlam yükleme yetisinden yoksun, kusurlu ruha sahip birinin, Yozo'nun hikayesi. Çok aciz ve bir yönden suçlanmayı hakeden bir karakterdir Yozo. Tam da bu sebepten Osamu Dazai "ben roman"ının sonuna oku tersine çeviren bir yazı koyar ve Yozo ben değilim demeye getirir, ama bunu da yine "saklamak istiyorum ama bu çaba da aslında anlamsız" şeklinde, pek gerçekçi sunmaya uğraşmadan yapar.
İnsanlığımı Yitirirken kesinlikle saçma diyip geçilecek bir roman değil, aksine önemsemeyi bilen için yüze çarpılan değerli bir tokattır. Anlamsızlaştırmanın, ya da anlamsızlık kusurunun aslında ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğinin bir kanıtıdır. Yozo'yu okuyan kimsenin yapması gereken bir şey vardır, kesinlikle ona bakıp ne yapmaması gerektiğini feyz almak değildir bence ama en azından anlamsızlığın tehlikesini ve insanı ne kadar aciz bir bataklığa sokabileceğini aklının bir köşesine not etmektir.
Anlamsızlık, adı insan olan aciz bir varlığa hiçbir şey katmaz; sadece insanlığını günce günce yitirtir. İnsanlığımı Yitirirken romanı bana göre budur. #k:199197osamu Charlotte Brontë