İnsanları tanırken bize gösterdikleri kadarını bilip portrelerini, karakterlerini öyle çizeriz kafamız ve hayatımızda. Anneler hiç hasta olmaz, babalar hiç ağlamaz mesela. Aksini görünce kırılır içimizde bir şeyler. Bu başkaları gibi bizim için de geçerli, bir kişiliğimiz vardır ödün vermediğimiz; bağ kurmamak insanlarla, güvenmemek, asla yalan söylememek, vb. Nietzsche de biz gibi bir insan işte.
Nietzsche’yi bu kitaptan önce yalnız nihilist felsefesiyle tanır, onu her şeyin bir hiç olduğu, tanrının öldüğü sözleriyle bilirken onun da bir filozoftan bir filologdan öte bir insan olduğu gerçeğini göz ardı etmiştim biraz. Başka bir perspektiften bakmak, onu ağlarken, birine aşıkken, dostluk kurmuş keyif alırken okumak çok hoştu.
Irvin D. Yalom’un bu eseri Viyana’nın önde gelen doktorlarından olan Josef Bruier’a Rus bir hanımın gelip bir dostunun ümitsizliğini iyileştirmesini istemesiyle başlıyor. Aynı zamanda doktor Bruier’ın yakın arkadaşı olan Freud’un da yer aldığı bu öykü dönemin tarihsel olaylarından esinlenmiş olup o olayların da dahil edildiği sürükleyici bir şekilde devam ediyor. Psikolojinin babası sayılan Freud’un rüya analizi kuramının doğup geliştiği döneme denk gelen öykü, doktorun Nietzsche’nin tedavisinde hem bundan hem de yine psikolojide iyi bilinen vakalardan olan Anna O. vakasında kullandığı ‘baca temizleme’ yöntemini kullanmasıyla tarihteki ilk bireysel terapiyi gerçekleştirmiş sayılıyor.
Başta bahsi geçen hanımın yoğun ricaları üzerine yapılan görüşmeler zamanla Nietzsche ve doktor Bruier arasında felsefik sohbetlere evrilip ikisini de fark ettirmeden yakınlaştırıyor. Bu esnada doktorun klinik dışındaki hayatı, kendine ve ailesine ayırdığı kısıtlı vaktin tekrar bir hasta sebebiyle azalması onu bilinçaltında büyüyen problemleriyle de yüz yüze getiriyor.
Bundan bi’ haber ümitsiz filozofu kandırıp hastaneye yatırmak isteyen doktor, zamanla yaptığı planın kurbanı olurken gelişen olaylar sayfaları durmadan çeviren bizler için hem bilgilendiren hem duygulandırırken düşündüren bir seanslar bütününe dönüşüyor.
Kitabı bitirdiğime, aralarındaki o diyaloğun bitmesine çok üzüldüm. Okuması, okurken düşündürmesi gerçekten keyif vericiydi. Buna benzer, bir nevi vaka analizi sayılan, danışan ve doktor arasında geçen gerçek veya gerçeğe dayalı diyaloglar hep hoşuma gitmiştir. O yolculukta hem karşıdaki kişiye yolda ışık tutarken hem kendi hayatım ve benliğimde minik farkındalıklar yaşamak psikolojiye dahil olmadan önce de hayran olduğum bir yanıydı.
Nietzsche’yi duyguları, doktor Bruier’ı ailesi ve Freud’u da bize ulaşacak araştırmalarıyla baş başa bırakıyor; sizi de onların hayatında kurgulanan birkaç sayfalık kesitine dahil olmaya davet ediyorum.
Keyifli okumalar dilerim!