·464 syf.····Okunma: 08 Ağustos 2025 23:33 Dicle'nin Sürgünleri 3 bölümlük ŞEVBUHERK' lerle devam ediyor: YILDIZ, CENNET, CEHENNEM . Birinci kitap, romanın kahramanı Bıro'nun (İbrahim) dinleyicilerinden "kandili" yakmaları isteğiyle başlamıştı; ikinci kitap ise, bu kez aynı "kandili" söndürmeleri ricasıyla son buluyor.
Bıro' nun bize yeniden kandili yaktırıp : " Kadir bilen dinleyiciler siz istediniz ben de anlatacağım, o halde sesime kulak verin" diye başlayan cümleleri insanı okur konumundan alıp dinleyici konumuna çıkarıyor sanki, acısını, yaşadıklarını bağdaş kurarak dinlediğiniz bir dengbejin sesini duyuyorsunuz adeta , o kadar içten o kadar nahif... Anlatısı kanlı bir günde bulduğu hayatının aşkı olan Ester'le başlıyor. Hikayedeki olayları çok da anlatmadan, kısaca, sürgün yıllarını, kimliğin yozlaşmaya başladığını okuyorsunuz. Buna daha fazla dayanamayan Bıro kendi kültürünü yaşayacağı yere dönüyor. Ve anlatmaya devam ediyor. Anlatmak onun için var olma biçimi , yaşanmış felaketleri, dostlarının yok oluşunu, bir sürgünün iç sesini, kimliğinden dilinden geçmişinden sürülmüş bir halkın sadece yurtlarından değil kendilerinden de uzaklaştığını edebi sözde herkes bilsin istiyor. Direncin şekli doğrudan başkaldırı yerine varoluşsal bir şekilde gelişiyor .Onun sesi ve anlattıkları bir tarihin mirası gibi. Edebi söz onu tamamen yıkılmaktan ve yok olmaktan koruyan bir güç.
Bir hayat düşünün o hayatta yaşanan olayların acısı roman kahramanın hafızasını silebiliyor. Anlattıkları o kadar tanıdık ki zaman zaman kalbimde bir yumruyla devam ettim okumaya. Bu sadece bir hikaye değil aynı zamanda bir yaşanmışlık. Sürgünlük sadece fiziksel bir uzaklık değil karakterlerin ruhlarında, dillerinde, düşlerinde bile sürgün olduklarını ilmek ilmek işliyor ve sistemli bir şekilde yalnızlaştırıldığını gösteriyor. Bende iz bırakan, çoğu sayfalarını gözlerim dolu dolu çevirdiğim bir kitaptı. Bazı kitaplar vardır, okursun ve biter.Ama bazıları kalır... İşte bu roman içimde bir yerlerde kalmaya devam edeceklerden.
Bu kitabı bide karşı tarafın ,isyancıların, sürgüncülerin gözüyle okuyun. Herkesin hissedebileceği yabancılık çekme, ait olamama, koparılma, suskunluk hissi gibi insani duygularla yazıldığı için esasen herkese hitap ediyor. Eğer yerinden edilmişliğin, kimliğini aramanın ve halkların unutulan hikayelerinin kalbine inmeye hazırsanız bu kitabı daha fazla bekletmeyin derim . Bence herkesin duyması gereken içten gelen bir sesin, kırık bir kalbin sesi bu kitap.
Son olarak Bıro' nun " Ey dinleyenler, ey saygıda kusur etmemiş olan yedi genç kalkıp gitmeden önce size bir teşekkür borçluyum; teşekkürler size, teşekkürler sabrınıza, metanetinize ve saygınıza " diyerek özellikle 7 rakamının altını çizen ilginç deneyimler, tespitler yapılıyor.. " Şimdi soracaksınız, neden yedi diye" .... Son sayfanın bu kısmı da beni çok etkiledi. Gerçekten uzun zamandır bu kadar çok etkilendiğim bir kitap olmamıştı.
Alıntı yapmaya doyamadığım bu şaheseri yazan kıymeti çok büyük değerli Mehmet Uzun'a ve Kürtçe yazılmış bu çok önemli mirası çok başarılı bir şekilde bizim için Türkçe'ye çevirmiş olan Muhsin Kızılkaya ' ya sonsuz teşekkürlerimi yeniden sunarım.