Akakiy Akakiyeviç Kitabe-i Sengi Mezar'daki Süleyman Efendi'yi çağrıştırdı bana. Aslında öyle aman aman benziyor değiller, hatta belki tek bir ortak yönleri var. Kitabın sonunda anlatıcının söylediği gibi, bir sineğin bile bilim insanları tarafından fark edildiği ve titizlikle incelendiği bu dünyada ikisi de kendi hallerinde yaşayıp sessizce yitip gitmiş insanlar. Gerçi Akakiy Akakiyeviç sonda çok da sessiz gitmedi ama.. O kadar çaresizdi ki ancak doğaüstü yollarla bir intikam yazabilmiş ona yazar. Yazık oldu Akakiy Akakiyeviç'e.
Akakiy Akakiyeviç aylarca aç kaldı bir palto için, ölmedi, ama bir güncük de olsa ona değerli hissettiren şeyi kaybedince gidiverdi işte. Hiçbir yükselme hırsı olmaksızın aynı işi yapmış durmuş, inisiyatif gereken hiçbir deliğe burnunu sokmamıştı, gel gör ki bir kerecik kendini şımartmaya dahi hakkı yokmuş meğer. Dünya nedense hiç adil değildir böylelerine.