Puan vermedi·258 syf.····Okunma: 09 Ağustos 2025 09:59 Kişi bazen kendi seçer çevresini bazen de ona sunulana razı olur. İşte sunulan veya tercih edilen bu yollar belirler kişinin bir kurt, bir köpek, bir sürüngen, bir sivrisinek ya da bir "Tanrı" mı olacağını.
Fakat bunların hiçbir önemi yok bana soracak olursanız. Zira değişim her zaman mümkündür. Kitapta olduğu gibi hayata gözlerini kurt olarak açan bir varlık zamanla köpekleşebilir ve yine aynı varlık sonunda varoluşunun zirvesine ulaşarak bir "kutlu kurta" dönüşebilir. Bir kurt, bir köpek, bir sürüngen ya da bir sivrisinek yani bir hayvan zamanla insanlaşabileceği gibi insanlık iddiasında bulunan bir varlık da zamanla bir kurda, bir köpeğe, bir sürüngene, bir sivrisineğe ya da "aşağılık bir maymuna" dönüşebilir. İnsan olarak başladığı (ya da başladığını iddia ettiği) bu serüveni hayvan olarak tamamlar yani.
Oluşlar arasındaki geçişkenlik bu denli fazlaysa önemli olan nedir peki?
Olduğumuz şeyin başına eklediğimiz/eklettiğimiz sıfatlar bana kalırsa. Yani önemli olan insan olmak değildir, insanlığın değerini nasıl bir insan olduğunuz belirler. Güçlüye boyun eğip zayıfları ezen bir köpek mi olacağız; zulmeden, savaşan, kahramanlaşan bir kurt mu? Asil edasıyla göklerde süzülen, ismini efsanelerden dinlediğimiz bir ejderha mı olacağız yoksa dilinden kimsenin emin olmadığı omurgasız bir sürüngen mi? Görünüşüyle herkesi kendine hayran bırakan bir kelebek mi olacağız yoksa kan emici ve can sıkıcı bir sivrisinek mi? Nefretin "Tanrısı" mı olacağız yoksa sevginin mi? Ve tüm bunların ötesinde iyi mi olacağız yoksa kötü mü?
Mahlukatın tamamı belirlenmiş bir yol üzerinde başlar yürümeye, ömürlerinin sonuna kadar da nice yol ayrımlarıyla karşılaşırlar. Yani hayat sıklıkla sahip oldukları sıfatları değiştirme ve geliştirme imkanı sunar onlara. Kimi mevcut sıfatlarını daha da ileri seviyeye taşır seçtiği yolla, kimi iyilikten vazgeçer bu seçimiyle, kimi de kötülükten. Ve sonunda "yaratılmışların en mükemmeli" olmakla "aşağıların en aşağısı" olmak arasındaki tercih yine kişinin hür iradesine bırakılır.
Kitabımız çeşitli yerlerde "yasalardan" bahseder, ben de hazır yeri gelmişken baş kahramanımız Beyaz Diş gibi büyürken öğrendiğim bir yasadan bahsedeyim sizlere. Anlamayanlar için yasa aynalarla ilgilidir şöyle ki: "Aynaya baktığında çirkinlik görüyorsa bir kişi, sorunu aynada değil kendinde aramalıdır. Zira ayna var olanı yansıtır, iyi ya da kötü, yeni bir şey yaratmaz." İşte, yol da böyledir bana kalırsa, görevi üzerinde yürüyen canlıyı menzile ulaştırmaktır, menzili seçmek ise tamamen kişinin kendi elindedir.
Tüm bu söylediklerime: "Kişi kötü bir çevrede yetiştiyse ve kendine seçim hakkı tanınmadıysa..." şeklinde başlayan cümlelerle itiraz edebilirsiniz. Evet, ruhun açlığa mahkum edilmesi fiziki açlıktan daha vahim sonuçlar doğurur ve evet, sevgiyle sulanmamış kalp nefretle yeşerir ama ne demiştik başta, hatırlayın: "Değişim -zor da olsa- her zaman mümkündür." Nefret ile yeşermiş o dalları budayıp farklı bir güneşin altında çiçek açmak yine bizim elimizdedir. Jack Londan'da kitapta tam olarak bunu anlatıyor bence. Tüm bunlara rağmen bu itirazı sürdürmek, keskin bir ümitsizliğe kapılmak, suçu aynada ya da yolda bulmakla eşdeğerdir.
Son olarak yine yollara dair bir düşüncemi aktararak incelememi tamamlıyor ve buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ediyorum;
Söz konusu yol ayrımları olduğu zaman önemli olan zemini düz, yürümesi kolay olan yolu değil doğru yolu seçebilmektir.