Yaşar Kemal’in Sarı Defterdekiler’i, yalnızca bir derleme değil; Anadolu’nun yüzyıllar boyunca sözden söze, gönülden gönüle taşınan türkülerinin, ağıtlarının, destanlarının canlı bir hafızasıdır. Bu kitapta yazarın gençliğinde köy köy dolaşarak topladığı, sararmış kâğıtlara titizlikle işlediği halk edebiyatı mirası yer alır. Her dize, Toroslar’ın rüzgârını, Çukurova’nın bereketli toprak kokusunu, köy odalarının sıcak sohbetlerini taşır.
Okurken fark ediyorsunuz ki Sarı Defterdekiler, yalnızca halk şiirinin arşivi değil; Yaşar Kemal’in büyük romancılığının da kök saldığı topraktır. Onun ileride destan gibi romanlarında göreceğimiz doğa betimlemelerinin, insan ruhunu yakalayan diyaloglarının, destansı ritminin ilk nüveleri bu sarı defterlerde atılmış.
Kitap, anonim halk şiirini olduğu gibi korurken, satır aralarında yazarın toplayıcı kimliğiyle birlikte bir “dinleyici” olarak varlığı hissediliyor. O, bu dizelerin arasında sadece not alan bir göz değil; aynı zamanda o türküyü söyleyenin nefesini, sesindeki titremeyi, gözlerindeki ışığı da belleğine kazıyan bir hafıza.
Bu yüzden Sarı Defterdekiler’i okumak, yalnızca geçmişin sözlü kültürüne bir yolculuk değil; Yaşar Kemal’in edebiyatına giden yollarda yürümek gibi. Sarı kâğıtlardaki her kelime, hem bir halkın ortak hikâyesi hem de büyük bir yazarın kendi sesini bulma sürecinin sessiz tanığıdır.