Bizi yöneten, bizi şekillendiren dış güçler değildir; aslında en büyük güç, kendi içimizde saklıdır. Tanrılar ya da ruhlar, kaderimizin iplerini ellerinde tutmaz; gerçek hakimiyet, karakterimizin derinliklerinde yatar. Çünkü karakterimiz, seçimlerimizin, inançlarımızın ve değerlerimizin toplamıdır. O, fırtınalara karşı dimdik durabilen, zorluklar karşısında yılmayan ve her koşulda özüyle barışık kalabilen sessiz bir güçtür. Dış dünyadaki kaos ne kadar şiddetli olursa olsun, karakterimiz bize rehberlik eder; onun ışığında yürür, onun sınırları içinde özgür oluruz. Bizi kontrol eden güç, dışarıda değil, kendi içimizde, kendi özümüzde gizlidir.
İşte bu yüzden, kimseyi ya da hiçbir gücü suçlayarak kaderimizi teslim almamalıyız. Her birimizin içinde, karşılaştığımız zorluklara karşı koyan, hatalarımızdan ders alan, yeniden ayağa kalkabilen ve yoluna devam eden bir kahraman yatar. O kahraman, karakterimizin ta kendisidir. Dışarıdaki fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun, içimizdeki sükunet ve kararlılık, hayatın anlamını ve yönünü belirler. Kendi ruhumuzun derinliklerine indiğimizde, gerçek özgürlüğün orada, kendimizle yüzleşmekte, kendi seçimlerimizi sahiplenmekte olduğunu görürüz.
Bu yüzden, gerçek değişim ve gerçek güç, kendimize döndüğümüzde başlar. Çünkü karakterimiz, sadece bizim değil; etrafımızdaki dünyayı da şekillendiren bir aydınlıktır. Onunla barışık olduğumuzda, içimizdeki güç açığa çıkar ve hayatın en zor anlarında bile doğru olanı yapma cesaretini buluruz. Unutmayalım ki, dışarıdaki tanrılar değil, içimizdeki karakterimiz bizim gerçek rehberimizdir. Ve o rehber, yolumuzu aydınlatan en sağlam pusuladır.