Bencillik, "Makul" Kurban ve Faşizm
Puan vermedi·375 syf.··
2024 1. kitabı
-Spoiler İçerir- Uçurtma Avcısı, okuyucuyu bu denli yoğun, kademeli, yüz kızartıcı ve en önemlisi; gerçek duygulara boğduğuna bizzat kefil olabileceğim sayılı kitaplardan biridir. Kitap Afganistan'da saygıdeğer bir adamın, Baba'nın, oğlu olan Emir karakteri üzerinden şekillenir, nitekim şu acı dolu satırları da onun anlatısından dinleriz. Hikayemiz boyunca Emir karakterinin çocukluk psikolojisinin içinde büyüdüğü ortamın yarattığı dış etmenler ile nasıl şekillendiğini görürüz. Emir çocukluğu boyunca değil çevresi, en yakını ve tek ebeveyni olan babasına "makul" görünmek için tabiri caizse tuzağın içinde debelenen av gibi çırpınan bir karakterdir. Hem çocukluğunda, hem de ileriki yıllarında dahi ne babasının "Makul Adam" hayallerine uyabilmiştir "Emir Ağa" ne de Afgan toplumunun ona biçtiği "Ağa" profiline. Çünkü "farklı" bir insandır o, Baba gibi Beluçistan'da keskin pençeli bir ayıyı devirecek güçten yoksundur. Rahim Han Efendi gibi de değildir yok, onda üstün zeka arayan kimseler hayal kırıklığına uğrayacaktır. Ne Süreyya gibi yufka yüreklidir ne General Efendi gibi dediğim dedik. Emir, bencildir. Baba'yı yalnız kendine ister, onun kendinden esirgeyip mazlumlara dağıttığı merhametini kıskanır. Dahası, bunu yaparken sevgisi kendisine koşulsuzca bahşedilen, aynı memeden süt içtiği "Hazara"nın zavallılığı ile kendi egosunu tatmin eder. Zavallı Hazara'nın bir çocuğun başına gelebilecek en can yakıcı, en yürek burkucu olaylardan birine kurban gitmesine sebebiyet verir; ardından da zihnine ve vicdanına tecavüz eden iblislerden kurtulmak adına bu "kirli" Hazara'yı evinden gönderir. Ancak Emir, yalnızca on dört yaşında bir çocuktur. Rahim Han Efendi'nin de dediği gibi, her zaman kendisine haksızlık eden bir çocuk. Nefes alıp verdiği her an pişmanlık içinde boğulurken aynı zamanda kendi kendine yarattığı bu "pişmanlık" zincirlerinin o Hazara'nın başına gelenlere kıyasla imtiyazlı bir dert kaldığını bilen adama büyüyen çocuk. Khaled Husseini bize Emir'i yansıtırken onu makul göstermeye çalışmaz. Aynı yeni kesilmiş kurbanlık et gibi kokar ondan bahseden sayfalar; sert, özürsüz, insana yakın. Zira Khaled Husseini Emir'i sokakta gördüğünüz, yatağınızı paylaştığınız, hatta ve hatta aynada gördüğünüz insan olarak yazar. Üzerindeki baskıyı her daim başkasından çıkarmaya yeltenen, hataları ve pişmanlıklarının üstünü kapatmaya çalışırken her şeyi daha da eline yüzüne bulaştıran aciz insan. Ancak Emir, onunla bu konuda sırdaş olan insanoğlundan ayrılır da. Tavşandudaklı Hazara'ya yaptıklarını telafi etmek için son bir şans; başta girmek istemediği, süreç boyu tökezlediği lakin bu aciz Hazara'nın dünyada bıraktığı son parçasını almaya çıktığı yol. Ve alır da. Bir de Hasan vardır. Ah, Hasan. Tavşandudaklı, esmer, Hazara Hasan. Hasan karakterini kendi öz kardeşim gibi sevmemle birlikte, Khaled Husseini'nin ona haksızlık ettiğini düşünürüm. Çünkü Hasan gerçek bir karakter değildir; hayatı boyunca yaşadığı tüm haksızlıkları sineye çekmekle kalmadığı gibi seneler önce yaşadığı korkunç acıya göz yuman Ağa'ya da sadıklığını ölene dek sürdürür. Husseini, kitap boyunca Hasan'a insan olma şansı vermez. Bu şekilde bahsettiğim bir karakterin tahminen yüzeysel ve tek taraflı olmasını bekliyorsunuzdur belkide, yok yok, Hasan tam tersidir. Öyle dolu, öyle tok bir karakterdir ki... Ancak Husseini bu romanında Hasan'ı daha çok "ideal" tipleme olarak yansıtmayı tercih eder. Hasan, öykü boyunca iyiyi temsil eder. Der ki Sohrab'a, "Bu dünyada saf kötü insan yoktur. Kötüler, onları bu yola sürükleyenler nedeniyle kötüdür." Kendisi defalarca zülme uğramış Hasan, ne yazikki bu şekilde düşünür. Fakat söylemek gerekir ki bu denli yakıcı bir merhamete sahip olan Hasan, ağlamaktan korkmadığı gibi sevdiklerini korumak için sapanına sarılmaktan da çekinmez. Oğlu Sohrab, aynı babası gibidir. Husseini Sohrab'ı cinsel istismara uğrayan çocukları temsilen başarılı bir şekilde kaleme alır. Hasan'ı yazış şeklinin aksine, Sohrab'ı okuyucuya her şekilde mükemmel davranan bir kurban yahut istismar ortamından kurtarıldıktan sonra yaşama hevesini hemencecik yeniden kazanan bir çocuk olarak göstermeye uğraşmaz. Bu nedenle Sohrab karakterini Hasan'dan daha başarılı bulurum. Öyle ki Sohrab; Emir ona Amerika'da yeni bir yaşam, kibar bir aile, yüksek bir ekonomik sınıf sunmasının ardından dahi kendini güvende hissedene dek berikilerden soyutlar. Husseini kitap boyunca birçok karakterden bahseder. Vahit, Ferit, Raymond Andrews, Ömer Faysal, Kerim, Kemal ve dahası. Bu kişilerin hepsi başarılı şekilde ve okuyucuyu boğmadan rollerini üstlenmiş olmalarına rağmen, belirli noktalarda karakterlerin geçmişlerinin ya da ideallerinin bir şekilde ana karaktere bağlanıyor olması okuyucuya tesadüf hissiyatı doğurur. İroniktir ki Husseini bunu kendisi de okuyucuya mesaj gönderircesine kaleme alır: Afgan olmayanlar için, der Emir. "Olup bitenler akıl almaz bir rastlantı olarak değerlendirilecektir. Ancak Kabil'de böylesi mucizelerin son derece olağan olduğunu biliyoruz. Baba şöyle derdi: 'Hiç karşılaşmamış iki Afganı al, bir odaya kapat, on dakika sonra akraba çıkarlar.'" Genel bir yargıda bulunacaksam, yan karakterler okuyucunun ilgisini yeterli ölçüde çekecek tiplemeler şekilde yazılmışlar. Bunun sebebi Husseini'nin üstlerine fazla düşmemesidir, yoksa her bir "yüzeysel" karakter kendi romanına sahip olacak derinlik taşır. İçindeki şarkı susturulan Cemile Hala'dan Kabil'de dilenirken çürük dişleri arasından Hafız'a ait gazeller tüttüren Doktor Resul'a kadar. Son olarak ele almak istediğim karakter ise kitabın ana kötü kahramanı, Assef. Assef'i benim için diğer kitaplarda yazılan basmakalıp "Afgan" suçlularından öne çıkaran konu, onun Afgan olmaması. Okuyucunun çoğu zaman üstünde durmadığı konulardan biri sarışın mavi gözlü Assef'in yarı Alman olduğudur. Yani ikinci perdede önümüze radikal bir Talib olarak çıkan bu kişi aslında damarlarında Husseini'nin ısrarla övdüğü "özgürlükçü beyaz adamın" kanını taşır. Elbette bu Husseini'nin özellikle kaleme aldığı bir detaydır. Bu detay, kökeni faşizme dayanan ve ne yazikki ülkemizde de fazlasıyla benimsenen "İslami radikalizmin yalnızca ötekileştirmiş 'üçüncü sınıf' ırklara ve eğitimsiz fakir gruplara mensup olduğu inancını" çürütür. Çünkü Assef bir Talib olarak "Zina" sebebiyle insanları taşlarken, annesi ve babası Avusturalya'da dostları ile golf oynamakta ve şarap partileri vermektedir. Assef, kitapta açıkça bahsedilmese de fazla inançlı bir insanda değildir. Onun Allah'a olan inancı ergen yaşlarında maruz kaldığı işkence sırasında geçirdiği bir psikoz nöbetinden gelir. Assef güç arayışındadır, öykü boyunca da ona bu üstünlüğü bahşedecek binbir ideolojiye mensup olur. Örneğin, erken sayfalarda Emir'e Hitler'in "Kavgam" kitabını hediye eder. Bu sebeple genel kanı olan Assef karakterinin yalnızca İslami terörizm üzerinden ele alınmasına karşıyım. Assef, küçücük çocuklara el uzatacak kadar yozlaşmış bir karakterdir ve kendisini üstün pozisyonda tutacak her türlü ideolojiye sarılabilecek bir insandır. Bu sebeple Husseini'nin en iyi yazdığı karakterlerden biri olarak değerlendiririm Assef'i. Bu yazıyı uzatmamak adına kendisi hakkındaki analizimi kısa tutmak zorundayım, ancak istenirse yalnız Assef ve Assef'in psikolojisine dair yapacağım yorumlar ile "Faşizmin nasıl Pedofili, Tecavüz, Etnik Temizlik ve Cinayet gibi kavramların birinci basamağı olduğu" üzerine bir inceleme yapmak istiyorum. İncelemeyi tamamlayacak olursam, Uçurtma Avcısı'nı neredeyse beş defa soluksuz şekilde baştan okumuş biri olarak gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki bu güzel kitap daha senelerce benim kitaplığımda en güzel yeri süslemeye devam edecektir. Lisede öğretmen zoruyla okuduğunuz seferin üstüne bir bant çekin ve Uçurtma Avcısı'na şuan olduğunuz kişi olarak bir şans verin.
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,4bin okunma
·
132 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.