Güzellik Ve Beraberinde Getirdiği Dehşet
9/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2025 111. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2025 12:51
Bu kitapla ilgili duygularım fazlasıyla karışık; bana pek çok duyguyu aynı anda yaşattı. Gizli Tarih öylesine bir hikâyeye sahip ki, direkt olarak onu sevdiğimi ya da sevmediğimi söyleyemiyorum bile. Bu romanı okumak için oldukça yanlış bir zaman dilimi seçmişim çünkü özellikle son bir aydır hayatım bayağı yoğun geçti. Haliyle kitabı tamamlamam da epey vaktimi aldı. Ama aksi olsaydı da yine de bitirmem uzun sürecekti; çünkü ne olursa olsun ben bu kitabın hızlı bir tempoyla okunup bitirilebileceğini düşünmüyorum. Bunun için size pek çok sebep sayabilirim: yavaş temposu, bol ayrıntılı anlatımı, yazım dili, yazarın kalemi… Yani anlayabileceğiniz üzere epey unsur mevcut. Kitabı bitirmem uzun zaman aldığı için kendisine epey bir bağlanmış oldum. Her gün en az birkaç sayfa olsa da okuyor, kısacık bir andan ibaret sürse de kendimi o karanlık ve melankolik evreninde buluyordum. Bana pek çok şey kattığından ve sayısız düşünce sarmalının içerisinde kaybolmama sebep olduğundan bahsetmeme bile gerek yok. Ama nihayetinde bitirmiş olmak beni gerçekten üzüyor; kitaba o kadar alıştım ki, şimdi nasıl olur da yeni gün doğduğunda onsuz yapacağım? Son zamanlarda Gizli Tarih ’in epey popülerlik kazandığını ve pek çok kişi tarafından okunduğunu bildiğimden, acaba bu kez konusundan hiç bahsetmesem mi diye düşündüm. Fakat incelemelerimde her zaman için kısacık da olsa konusuna değinirim ve bu bana zamanla bir çeşit alışkanlık kazandırdı. Yani ne olursa olsun benim bu işten kaçışım yok; haliyle siz de yazdıklarımı okumak zorunda kalacaksınız. O yüzden şimdiden özür dilerim. Yine de isterseniz bu kısmı direkt atlayabilirsiniz, sonuçta kimse ne yaptığınızı bilmeyecek, öyle değil mi? “Güzellik dehşetin ta kendisidir.” Aslına bakarsanız tüm kitap işte bu tek cümlenin üzerine kurulu. Ana karakterimiz güzel olan şeyleri severdi; güzele aşıktı, onun peşinden gitti ve en sonunda bulduğu tek şey de dehşetten ibaret oldu. Konusuna gelecek olursak; Richard Papen, Hampden Üniversitesi’ne girmesinin ardından Antik Yunan dersi almak ister. Fakat gizemli bir adam olan Julian Morrow yalnızca kendi seçtiği sayılı öğrenciye bu dersi vermektedir ve 5 öğrencisinin üstüne de başkasını kabul etmeye niyeti yoktur. Richard’ın bu özel sınıfa kabul edilmesi epey uzun ve meşakkatli bir süreçtir. Fakat sonunda bunu başardığında üniversite hayatı profesörünün belirlediği sınırlar içerisinde oldukça izole bir hâl alır. Yine de Richard için bu başlarda önemli değildir; Julian’a kısa sürede hayranlık duyar ve o cazibeli havalarını gittikleri her yerde beraberlerinde götüren sınıf arkadaşlarının dikkatini üzerine çekerek onlardan biri olmaya çalışır. Zamanla bu dileği de gerçekleşir elbet—ki bana sorarsanız diğerleri gerçek anlamda hiçbir zaman Richard’ı aralarına kabul etmedi, öyleymiş gibi davrandılar ama aynı zamanda hep onu olayların dışında tutup karanlıkta bıraktılar. (Bu arada söylemesem olmaz ama ben bu Antik Yunan dersi grubunu Yitik Kızlar daki Fosca’nın özel öğrencilerine benzetiyorum. Biliyorum, ikisi de tamamen farklı şeyler ama birbirlerini hatırlattıkları noktalar da yok değil.) Fakat Richard onların şaşalı dünyalarına girdiği andan itibaren aslında nasıl bir belaya bulaştığından habersizdir; işler giderek tuhaflaşır, karanlık etrafına bir duvar örmeye başlar ve çıkış yolunu attığı her adımla birlikte arkasında bırakır. En kötü tarafıysa son ana kadar battığı bu bataklıktan haberinin dahi olmamasıdır; nihayetinde aldığını zannettiği kararların ne kadarının kendisine ait olduğunu, ne kadarınınsa manipüle edildiğini bile söyleyemez hâle gelir. Belki de kaderi yalnızca bu oyundaki bir piyon olmaktan ibaretti ve farkında bile olmadan görevini layıkıyla yerine getirdi. Biraz fazla uzattım sanki. Neyse, toparlayacak olursak; Antik Yunan dersinin öğrencileri Bakkha ayinine merak salarak ona benzer bir şey yapmaya çalışıyorlar. Tabii anlayacağınız üzere sonu hiç de mutlu bitmiyor ve istemeden bir cinayet işlemiş oluyorlar. Bu cinayet ise eninde sonunda bir başkasını daha doğuruyor. Ana karakterimiz Richard da bize asıl olay olan ikinci cinayetin nedenini, nasılını ve sonrasında yaşananları anlatıyor. Roman birinci kitap ve ikinci kitap diye iki kısma ayrılmış vaziyette. İlk kitap olarak geçen bölümde Bunny cinayetinin yaşanmasına kadar olan süreci okuyoruz, ikinci kitapta ise bu ölümün getirdiklerini. İlk kitabı daha keyifli bulduğumu söylemeliyim; sonuçta okuyucuya sunduğu bir cinayet vaadi vardı. Sürekli “Bu nasıl olacak?”, “İşler nasıl oluyor da bu hâle geliyor?” ya da “Acaba karakterler hangi noktada kırılma yaşayıp Bunny’yi öldürmeye karar verecek?” gibi pek çok soru soruyordu insan. Richard hariç diğer herkes sürekli bir işler karıştırıyordu ve biz de tüm bu olaylara karşı ana karakter kadar bilgisizdik. Haliyle de neler olup bittiğine dair inanılmaz bir açlık duyuyorduk ve kitap ne kadar durağan ilerlerse ilerlesin insan yine de devam etme ihtiyacı hissediyordu. İkinci kitapta ise bu merak unsuru ortadan kalktığı için tek yapabildiğimiz şey son durumu takip etmekten ibaret oldu. Hatta bir ara ben ayrıntılarda o kadar kayboldum ki her şey bana çok sıkıcı gelmeye başladı. Özellikle de Bunny’nin cesedinin bulunup defni gerçekleşinceye kadar geçen süreden bahsediyorum. O noktadan sonra da geriye pek bir sayfa kalmamıştı zaten. Yani ikinci kitapta sadece Julian’ın gerçekleri öğrendiği, mektubu aldığı kısım önemliydi diyebilirim. Onda bile beklediğim şey yaşanmadı gerçi. Yani ne Julian öğrencilerinin yaptığı korkunç şeye ve bir başka öğrencisi olan Bunny’nin hayatına kast etmelerine bir şey söyledi ne de bu konuda herhangi bir şey yaptı. Bildiğiniz kaçtı gitti adam; hem de hiçbir açıklama yapma zahmetine bile girmeden. Çok sinir oldum bu duruma. Karakterlerin geldiği son durum ise tam anlamıyla berbat; bununla hem gerçekten kötü durumda olduklarını hem de benim onlar hakkındaki düşüncelerimi kastediyorum. Hiçbirini sevmezdim zaten; içlerinde sevgiye yakın hisler duyduğum bir Francis vardı, onun da sonu kötü yani. Diğerleri ise gram umurumda değil, hatta bazılarına “oh olsun” bile diyorum. Hah buraya kadar geldim acaba hala okuyan var mıdır? Neyse bari tek tek karakter yorumlarımı da yazayım çünkü neden olmasın. Benim bu kitapla ilgili düşüncelerim bitmek bilmiyor bir de daha okurken zamanı gelince ne yazacağım diye stres yapıyordum şimdide durdurabilene aşk olsun. * Julian Morrow : Tam bir tarikat lideri, o bir çoban öğrencileriyse güttüğü koyunlar. Adamda manüpilatör kumaşı var bildiğiniz. Her ne kadar sahne sayısı az olsa ve kendisini gerçek anlamda hiç tanıma şansı bulamasak da şüphesiz sahne arkasındaki gerçek kötü o. Kitap bize Bakkha fikrini ortaya atan ve yine aynı şekilde Bunny'nin infazına karar veren kişi olarak Henry'yi suçlu göstersede en başta tüm bunlara ön ayak olan kişi gerçekten de o muydu? Kesinlikle hayır. Öğrencilerinin, kontrollerini kaybedip içlerindeki gerçek vahşeti ve arzuyu ortaya çıkarmalarını sağlayan, derslerinde hep bu tarz konuların üstünde durarak onları alttan alttan bu düşüncelere sevk eden yegane kişi Julian'dan başkası değildi. Ama o öyle korkak bir adam ki kendi eseri olan bu eylemlere bakma cesaretini bile gösteremedi, çoktan yoldan çıkmış öğrencilerine ise sırtını dönmekte de bir an olsun tereddüt etmedi. Bu yüzden onu bu hikayenin en aşağılık karakterlerinden biri olarak sayacağım çünkü göstermek istediğinin aksine Julian hiçbir zaman ilahi, kusursuz ya da örnek alınacak kadar yüce biri olmadı; hepsi takındığı o aşağılık maskenin, oynadığı gösterişli oyunun bir parçasıydı sadece. * Edmund Grayden Corcoran (Bunny) : Kötülerden devam edelim istedim, gerçi iyi denebilecek neredeyse kimse yok hikayede ve bu elbette bir sıra değil ama sıra olsaydı bile kişiden kişiye değişeceğinden eminim. Neyse uzun lafın kısası bu şahıs kitapta görüp görebileceğiniz en leş karaktere sahip kişi. Yani onu anlatmaya kelimeler yetmez zaten harcayacağım kelimelere de yazık olurdu. Küfürbaz, alkolik, sinir bozucu, laf ebesinin önde gideni, iflah olmaz bir provokatör, sonradan görme, aşırı derecede eli uzun, ahkâm kesmekte bir numara, yüzsüzlerin dik alâsı, yalaka, sülük, boş boğazın teki, altı boş olmasına rağmen yere göğe sığdıramadığı büyük bir kibre sahip olan, düşüncesiz ve ileri görüşlülükten yoksun biri. Aynı zamanda öyle süzülmemiş bir salaklığa sahip ki bunu da ayrıca belirtmek istedim. Çünkü bu zeka yoksunu arkadaşımız her ne kadar isteyerek yapılmamış olsa bile çoktan bir kere elini kana bulaşmış insanları kışkırtırken, aklınca onları köşeye sıkıştırırken ve cezalarını kestiğini zannederken onun o zehir saçan dilinin ve salak saçma histeri krizlerinin sonunu getireceğini ne yazık ki ön göremedi. Ama kimse bunu hak etmediğini de söyleyemez. * Charles ve Camilla Macaulay : İkizleri aynı kısımda eleştireceğim zaten haklarında da öyle uzun uzun anlatacak bişeyim yok. Camilla tam bir kapalı kutu, Charles'sa en az onun kadar açık işte. Aslına bakarsanız ilk kitapta onları sevmeye bayağı bir yakındım ama ikinci kısımda ikizleri daha çok tanıyıp, aktif olarak görme fırsatı yakaladık ve bu benim fikrimi değiştiren yegâne şey oldu. İkinci kitapta özellikle onları ilgilendiren bir takım vukuatlar yaşandı, pek hoş şeyler değil aynı şekilde sonuçları da iyi olmadı elbette hepsini böyle toplayınca da kendilerinden nefret ettiğime karar kıldım. Kişisel bir şey değil ama zaten sevilesi insanlar olduklarını da söyleyemem. Şimdi hepiniz Richard'ın Camilla'yı sevdiğini biliyorsunuzdur bilmiyorsanızda eğer bu vesileyle öğrenmiş oldunuz zaten, neyse işte ben Camilla'nın Richard'a biraz olsun yüz vermesini çok isterdim. Yani kitap romantik içerik kaldıracak türden değil gerekte yoktu hani ama alttan alttan bunlar aşklarını yaşasa biz de finalde düğünlerini okusaydık keşke, gözümüze sokulmadan bir şeyler olsa finalde de en azından ufak bir mutluluk, geleceğe dair bir umut görebilseydik. Ama yazar böylesini uygun buldu o yüzden bende daha fazla varsayımlar üzerinden konuşmayı bırakacağım. Charles'sa daha çok Bunny seviyesinde biri, ona tahammül edilmesi biraz daha kolay yinede hikayenin ilerleyen kısımlarına alkolikliği iyice zıvanadan çıkınca ötekinden bir farkı kalmadı bence. * Henry Marchbanks Winter : Mutlak soğukkanlılığı, karizmatik kişiliği, hiçbir şekilde kendinden ödün vermeyişi; gizemli ve herkesten, herşeyden uzak ruh hali; Antik Yunan tarihine, diline ve kültürüne olan sarsılmaz bağlılığı, zekası, olaylara çözüm odaklı yaklaşımı, liderlik yeteneği, menfaatçi tutumu şusu busu derken pek çok kişinin kitaptaki favorisi haline geldi. Aslında manipülatif bir villain olarak tam anlamıyla benimde tipim ama yine de... Yani bilemiyorum o kadar şey sıraladım yukarıda ama yine de ben kendisine hiç ısınamadım. Belki de Henry'yi hep çirkin olarak hayal ettiğim içindir bilemiyorum; hani kitapta yer yer kasıntı ve soğuk nevale tavırları anlatılıyordu ya benim aklımda da özellikle onlar yer etti ve ilerleyen dönemlerde ne kadar bencil ve duygusuz biri olduğunu da görünce dedim ki "Yok kardeşim burdan bana ekmek çıkmaz". Öyle işte uzun lafın kısası ben Henryci değilim, aslında kimseci değilim yinede ondan nefret ettiğimi de söyleyemem. İkinci kitabın sonlarına doğru Henry birşey yapıyor spoiler olmasın diye doğrudan bahsedemiyorum ama bence çok saçma bir hareketti o. Hikayenin final safhaları fazla hızlı ve belirsiz işlendi öyle ki her hareketinde mantıklı davranan Henry'nin bile davranışlarına akıl sır erdiremez hale geldim. Bunun psikolojik durumuyla alakalı olduğuna eminim ama işte yazarın bize anlatmadığı kısımda bu, sanki bizim birşeyleri anlamamızı bekliyormuş gibi bir durum söz konusuydu yine de bazı şeyler daha açık olsaydı iyi olurdu diye düşünüyorum. Ve son olarak Henry ile Camilla arasında birşey vardı, hatta biri öldükten sonra diğerinin başkasıyla yapamayacağı türden derin bir şeyler fakat bu da bize açıklanmadı. Yani bilemiyorum bazı ayrıntılar böyle havada kaldı işte keşke Donna Tartt kitabını daha uzun yazsaydı biz de doya doya, her şeyi öğrene öğrene okusaydık. * John Richard Papen : Ana karakterimiz, biraz uydum akıllı, saldım çayıra mevlam kayıra kafasında, yine de adaptasyonu güçlü ve bayağı bir yukarlarda bahsettiğim üzere güzeli seven biri. Kendisiyle ilgili görüşlerim çok iyi değil, hatta bana kalırsa Richard'ın kendine has, onu tanımlayan bir özelliği dahi yok. Yani ben eleştirebileceğim bir kişilik göremiyorum onda diğerleri neyse o olmaya çalışıyor, tek yaptığı şey kopyalamak. Zeki, becerikli, atılgan, güçlü, yapıcı, planlı ya da yetkin biri değil. Hikayeye gerçek manada bir katkısı yok aksine neredeyse her şey diğerleri tarafından ondan saklanıyor ve bir noktada bu yüzden çok canım sıkıldı çünkü hiçbir şeyi adam gibi öğrenemiyorduk. Neyse dahil olduğu tek bir olay var onda da kullanıldı, kandırıldı ve manipüle edildi gerisini siz düşünün işte. E finalde iyi kötü kendini toparlayabilen de bir o oldu çünkü hiçbir zaman etliye sütlüye çok karışan biri değildi, hikayede daha çok gözlemci rolünde bulundu. * Francis Abernathy : Kitaptaki en sevdiğim karakter. Zekâsı, mizah anlayışı ve yaşadığı olaylara verdiği insani tepkilerle bana diğerlerinden daha “gerçek” geldi. Eşcinsel oluşu içinde bulunduğu dönemin sosyal ortamında ve grubun kendi dinamiklerinde zaman zaman onu zor durumda bırakan bir yönü. Bence bu özellik, Francis’i itici değil; tam tersine daha kırılgan, daha savunmasız ve bu yüzden daha sempatik kılıyor. Roman boyunca kötü eylemlerden uzak durması da onu benim gözümde “beyaza en yakın” karakter yaptı. Konuyu toparlamam gerekiyor artık çünkü bayağı bir uzattım, destan yazmışım resmen. Okuması zor diye kimse buralara gelememiştir eminim ama siz birde bana sorun yazması ne güçtü diye. Başta kitabı sevip sevmediğimi söyleyemediğimi söylemiştim tabi bunun sebebi bana hissettirdiği duygulardı ama buraya gelene kadar herşeyi etraflıca düşündüm ve ayrıntıları yeniden hatırlamak için zihnimi yokladım yani bu kez mantığımı devreye sokunca anladım ki Gizli Tarih 'i gerçekten sevmişim, hem de çok. Bu yazıyı yazmam iki günümü aldı ama ben şimdiden kitabı özledim. Kesinlikle okuyun, yavaş bir temposu olabilir yine de herşeye rağmen kendini okutuyor mesela okuyucu sürekli bir merak halinde ve "Hadi dostum burada neler oluyor böyle? " kafasını yaşıyor. Donna Tartt 'ın da harika bir kalemi olduğunu düşünüyorum bence bir şans vermenizde fayda var mutlaka göz atın.
1000Kitap
Gizli TarihDonna Tartt · Pegasus Yayınları · 20182,924 okunma
·
648 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.