"Bizden başka canavar yok belki..." diyor kitabın karakterlerinden biri olan Simon. Benim için kitabın en can alıcı, en çarpıcı cümlesi oldu bu. Başlarda kitap bana maceralı bir çocuk kitabı okuyormuş hissi verdiği için sıkıldım açıkçası. Sayfaları çevirdikçe bu şekilde düşünmenin böylesine derin bir anlatıma sahip esere haksızlık olduğunu fark ettim. Kitap, sıradan bir çocuk kitabından ziyade gerçekçi bir anlatıma sahip; alegorik tarzda yazılmış bir eser. Adaya düşen çocuklardan öne çıkan her bir karakterin aslında bir kesimi, bir düşünceyi temsil ettiğini görüyorsunuz: Kimi toplumun aydınlık yüzü olarak sağduyu ve aklı, kimi gücü elinde bulunduran acımasız bir lideri, kimi masumiyeti ve sezgiselliği, kimi de sırf güçsüz ve korkak olduğu için zalimin emirlerine boyun eğen zavallı halkı... Kitap size uygun şartlar oluştuğunda insanın içindeki kötülüğün nasıl gün yüzüne çıktığını ve insanın yaşadığı yerin cennete mi yoksa cehenneme mi dönüşeceğini belirleyen tek şeyin yine insanın kendisi olduğunu gösteriyor. Son olarak insanı iyi-kötü şeklinde keskin bir biçimde ayırmaktan ziyade içinde yaşanılan toplumun, çevresel faktörlerin insanda hangi yönlerin ağır basacağı konusundaki etkisini gösteren çarpıcı bir kitaptı diyerek sözlerimi noktalıyorum.
Sineklerin Tanrısı