Gönderi

10/10
·352 syf.··
2025 43. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Ağustos 2025 13:12
Ingvar Ambjornsen’in otobiyografik romanı olan ‘Beyaz Zenciler’i yazmaya başlama hikayesi oldukça ilginçtir: 70’li yıllarda günlük türünde yayınlanan ve geneli uyuşturucuyu, alkolü, bu maddelere müptela olmuş insanları kötüleyen türden eserler patlak verir. Yazarımız bu eserleri okudukça içten içe öfkelenir ve bunların yalan, dolandan ileri gitmeyen sahtekârların eserleri olduğunu düşünür. Sonrasında da ‘Beyaz Zenciler’i yazarak gerçekliği, yaşadığı gerçekleri okuyucuyla buluşturmaya karar verir. Böyle de olur sahiden. Bizler eseri okurken yazarın her şeyi olduğu gibi tüm çıplaklığıyla aktarma çabasında olduğunu hissederiz; ne kötüler ne de güzeller bize yaşananları, neyse odur… ​ Kitap Erling adındaki bir gencin kafa dinlemeye, kitaplar yazmaya, hayatın tadını çıkarmaya gittiği İspanya’dan bunalarak memleketi Norveç’in Oslo şehrine geri dönmesiyle başlar. Ne var ki burada da kendini evinde, onu kucaklayan bir yerde hissedemez. Onun ‘evim’ diyebileceği bir yer hiç olmamıştır; hep göçebe yaşamıştır hayatını. Her ne kadar ‘evim’ diyebileceği bir mekânı olmasa da ‘evim’ diyebileceği insanlar vardır: kan kardeşi Charly ve ruh eşi Rita. Asıl anlatıcımız Erling’se de bu iki karakterin kişilikleri, duyguları, durumları öyle derinlemesine aktarılır ki bize birden çok ana karakterimiz varmış hissiyatı verir. Aralarındaki bağ öyle kuvvetlidir ki birbirleri olamadan yaşayamayacaklarını anlatıcı direkt aktarmasa da siz okurken hep anlarsınız. Onlar bir beyinin bütünleyici parçalarını oluştururlar: Erling: duygu, Charly: zekâ, Rita: sezgidir. ​ Kitabın olay örgüsü Erling’in küçük çocukluklarından yirmi sekiz yaşlarına kadar yaşadıkları olayları, tanıdıkları insanları, çektikleri acıları, duydukları sevinçleri, büyük umutları, derin umutsuzlukları, birlikteliği, yalnızlığı kısacası hayatın ta kendisini biraz da mizahi bir dille aktarmasına dayanır. Erling’in yaşantısı öyle çeşitlidir ki okuyucuyu bir an bile sıkmaz. Çok sürükleyici bir metin vardır karşınızda ve sayfalar duru anlatımı ve sade üslubu sayesinde de hiç farkına varmadan peş peşe çevrilir gider. “Artık durağanlaşır, tekrarlamaya başlar” diye içinizde ufacık bir karamsarlık kırıntısının baş göstermesine müsaade etmeyecek bir romandır ‘Beyaz Zenciler’. Aynı zamanda Erling’in rengarenk, çeşitliliği bol dünyasına çekilerek, onunla Lillevik’in boğuculuğunda soluksuz kalır, Oslo’daki sefaleti iliklerinizde duyumsarsınız, bahçıvanlık okulunun bulunduğu köyün enfes manzarasında nefeslerinizi tutar, Bergen’deki yıkılmaya yüz tutmuş harabede farelerle kahvaltınızı paylaşırsınız. Kısacası yepyeni ve çok özel bir dünya sizi bir muhiti yapmaktan hiç çekinmemektedir. Herkesin hor gördüğü, dışladığı, belki de önyargılarının kurbanı olarak antipatiyle yaklaştığı beyaz zencilerin dünyası sizi hiç garipsemez ve elinize siz daha ne olduğunu anlayamadan birkaç kişiyle paylaştığınız bir esrar sarmasını tutuşturuverir. ​ Eserin değindiği ana temalar her ne kadar bireysel özgürlük, sınıf farkı, yabancılaşma, düzen karşıtlığı gibi görünse de aslında hepsinin üstündedir yazarın değinmek istediği ve bunu da karakterin ağzından şöyle anlatır: -Orada oturmuş, büyük kentlerin dinamiğinin de bir anlamda vahşi doğanınkine benzediğini düşünüyordum. Filizlenen insanlar ya da beton duvarlar arasında yavaş yavaş çürüyenler… Koşan, yürüyen, yatan, ayakta duran, kanlı biftekler yiyen, boş karnına içip kusan insanlar… Çok çeşitlilik! Hep bunu aramıştım ben. Daha küçük bir oğlan çocuğuyken doğadaki hayvanların, böceklerin, bitkilerin, ağaçların çeşitliliği büyülemişti beni. Daha sonraları insan doğasındaki çeşitliliğin peşinden koştum.- ​ Evet, insan doğasının ne kadar çeşitli, dünyanın ne kadar engin, yaşanan her hayatın ve yaşayan her bireyin ne kadar özel olduğunu hiçbir şeyi yargılamadan okura sunar asıl olarak ‘Beyaz Zenciler’. Ki bu da yaşama tutkusunu içinde kaybetmemiş ve önyargılarının gözünü kör etmediği her insana hitap edebilecek bir temadır kuşkusuz. Okurunu çeşitliliğin büyüleyiciliğine davet eden eser bir yandan da kitap boyunca, geçmişinde sıkışıp kalmış insan oğluna şu sözleri fısıldar kanımca: “Nereye gittiğinizin bir önemi yok, nasıl olsa yol hep geldiğiniz yere çıkar.” Keyifli okumalar…
Beyaz ZencilerIngvar Ambjörnsen · Ayrıntı Yayınları · 20211,209 okunma
·
65 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.