Aklın Ötesinde bir dünyaya açılan aşk
Puan vermedi·394 syf.··
2025 127. kitabı
MEVLÂNÂ’DA AKIL-AŞK İLİŞKİSİ Tasavvufî düşüncede şüphesiz en çok tartışılan konulardan biri de akıl ve aşk ilişkisidir. İslam tasavvufunda aklın hakikati tecrübe etmede yetersiz kaldığı her halükarda vurgulanmaktadır. Mevlâna’da aşk her şeyden önce akla karşılık gelen bir yeti görünümündedir. İlahi aşkı en derin anlamda tecrübe eden, bu tecrübenin tecellileri karşısında aşk sarhoşluğuyla kendinden geçen Mevlânâ öteleri kavramanın ve bu alanda birtakım feyizler alabilmenin tek yolunun aşk olduğunu savunur. Onun, akıl-aşk ilişkisinde tercihini aşktan yana yaptığını görmekteyiz. O duygu ile iradeyi ön planda tutar, aşk ile fikrin, iman ile aklın terkibini savunur. Ancak buna bakılarak Mevlâna’nın aşk adına aklı inkâr eden bir sûfi olduğunu söylemek yanlış olur. Mevlâna bu noktada akıl ile aşk terkibini, bu ikisinin kucaklaşmasını önermektedir. Mevlânâ gerçek âlemde Allah’a ulaşmak için çok farklı bir yol olduğunu söylese de öncelikle aşka, ardından da bilgiye ve hakiki akla vurgu yapar. Allah’ın insanoğluna en büyük lütfu şüphesiz akıldır, fakat akla anlayışı, hoş geçimi, hoşgörüyü, sabrı, hilmi, birliği-beraberlik düşüncesini ihsan eden sevgidir, aşktır. İnsanoğlu, bezm-i ezelde, herhalde özündeki bu aşktan ötürü olacak, bütün ilâhî teklifleri teslimiyetle kabul etmiştir. O deme erişen, o makamda Allah velisi olan kişide de, insandaki candan, akıldan başka ve ayrı bir can ve akıl vardır. Akıl pervane, sevgili de mum gibidir. O, hiçbir akla sığmaz, hiçbir akılla anlaşılmaz. Akıl yüzlerce mühim işe dağılmış binlerce isteğe, mala mülke bölünmüş! Bu cüzleri aşkla bir araya toplamak gerek ki Semerkant ve Dımışk gibi hoş bir hale gelesin. Q Şu aklın yettiği şeylerden başka akıl edilecek şeyler var; onları parlak değerli aşkla bulabilirsin ancak. Allah senin şu aklından başka akıllar da yaratmıştır ki gökyüzü onlarla düzene girer. Rızıklarını bu akılla elde edersin; öbür akılla da yedi kat gökleri döşeme edinirsin. Aklını hiç bir şeye muhtaç olmayan, herkesin kendisine muhtaç olduğu Allah’ın aşkıyla oynar, ululatırsan, Allah sana o aklın onlarca fazlasını, hatta yedi yüz mislini ihsan eder. Aşkı seç, aşkı ki, sen de seçilmiş bir insan olasın. (Bil ki) sana en sağlam fikri aşk verir. Mevlana’nın yazdıklarına dayalı olarak akıl ile aşk arasında şu tür karşılaştırmaları sıralayarak sunmak istiyoruz: Akıl dünyevi şeylere odaklıdır, faydayı gözetir, kendisini riske atmaz. Aşk ise İlâhî menşeli olup, İlâhi olana odaklıdır, yönelişi hasbîdir, korkusuz ve pervasızdır. Akıl pratik fayda gözetir, aşk ise faydayı aşmış sevgiliye, ulvi şeylere odaklanmıştır. Akıl zahiri ve cüz’i şeyleri bilir, aşk ise derinlere dalmıştır. Aklın huyu yani zeki olmak, akıllı geçinmek İblis’tendir; aşk ve kulluk da Hz. Âdem’dendir. Şeytan gibi zeki olanlar, denizde yüzenler gibidir. Koca bir denizde yüzen kimsenin kurtulması nadirdir. İlahî aşk, seçkin müminler için bir gemi gibidir. Bu gemiye binenler felâkete uğramazlar; kurtuluşa ererler. Mevlânâ, aklın ne kadar çaba gösterirse göstersin belli sınırını ve gücünü aşıp hakikate ulaşamayacağı düşüncesini Hz. Muhammed (aleyhi’s-selâm)’in meşhur miraç yolculuğunu anlatarak açıklar. Ona göre akıl, Mi’râc gecesine Sidretü’l-Müntehâ’[28]dan öteye geçemeyip, belli bir noktada kalan Cebrâil gibidir. Burada Hz. Muhammed (aleyhi’s-selâm) saf aşkı temsil ederken, Cebrail aklın temsilciliğini yapmaktadır. Cebrail bu sınırda kalıp refakat ettiği Hz. Peygambere: “Ey Ahmed, bir adım daha atarsam yanarım! Sen beni bırak, bundan sonra ileri yürü. Ey can sultanı, benim haddim bu kadardır” demesi aşkın, aklı aşarak daha geniş ve ulvi alana açılma niteliğini göstermektedir.[
Aşk-ı Baki
EzilenlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202223,8bin okunma
·
41 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.