Sabahın soğuk sessizliğinde uyanan bir kız… Henüz genç ama zihni, gün doğmadan çok önce uyanmış gibi yorgun. Okula giderken sokakların gri yüzü, aynada gördüğü yabancılaşmış bakışları, büyümenin tuhaf ağırlığını omuzlarına yükler. Bedeni değişir, düşünceleri olgunlaşır, ama içindeki çocuk hâlâ orada, köşede oturur. Gün boyu kitaplara, insanlara, küçük ayrıntılara tutunur. Bir yandan hayal eder, bir yandan “mutluluk bana uğramaz” der, yine de yarının farklı olabileceğine inanmak ister. Düşünceler arasında dolaşırken hem başkalarını anlamaya çalışır hem de kendi varlığını çözmeye. Akşam olduğunda, bütün o karmaşaya rağmen, küçük bir umut kırıntısı kalır içinde. Belki yarın… belki bir gün, güzelce yaşamanın ne demek olduğunu öğrenecektir...
Osamu Dazai, Öğrenci Kız’ı tek bir günün içinden, bir genç kızın gözlerinden anlatır. Roman, klasik olay örgüsünden çok bir iç monolog gibidir; kızın zihninden geçen düşünceler, anlık duygular ve gözlemler peş peşe akar. Dazai, basit görünen gündelik anları bile yoğun bir duygusal derinlikle işler; sabahın ağırlığı, ayna karşısında hissedilen yabancılık, kalabalıkta bile yaşanan yalnızlık gibi temalar ön plana çıkar. Yazar, betimlemelerde hem şiirsel hem de keskin bir dil kullanır; okuyucu, kızın ruh hâlini hissetmekle kalmaz, onun zihninde gezinir. Dazai, bu yöntemiyle hikâyeyi bir “olay”dan çok bir hissetme deneyimi hâline getirir.