Gönderi

Kişisel Gelişimin Çok Ötesinde...
8/10
·320 syf.··
2025 24. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2025 19:00
Kişisel gelişim kitaplarına karşı oldukça önyargılı biri olarak, kitabı özellikle doğru zamanda okumaya başladığım konusunda ciddi soru işaretleri vardı kafamda. Çünkü hem tarzım olmayan türden bir kitap okuyacak, hem de demin bahsettiğim önyargılarımı bir kenara bırakmam gerekecekti. Kaldı ki bütün bunları, kitap okuma hızımın oldukça düştüğü, herhangi bir şeye odaklanmakta çok zorlandığım bir dönemde yapacaktım. Tam da bu sebeple, belki odaklanma sorunuma faydası olur diyerek kitabı okumaya başladım... Öncelikle kişisel gelişim kitaplarına karşı neden önyargılı olduğumu, daha doğrusu bu türü neden hiç sevmediğimi açıklamak isterim: “Hayal satmaları, hayatın gerçeklerinden uzak masallar anlatmaları…” Üstelik çoğu zaman, herkesin kendi yaşam koşullarını, imkânlarını, hatta psikolojik sınırlarını göz ardı ederek evrensel reçeteler sunmaları… Yani tek bir kalıba sığmayan hayatlara, tek tip çözümler önermeleri. Bazılarında ise okur üzerinde bir “yetersizlik” hissi uyandıran, sanki yeterince çabalamıyorsan hayatta geri kaldığın mesajını veren bir dil hâkim. Tüm bu nedenlerle, bana göre kişisel gelişim kitapları çoğu zaman gerçek hayatta uygulanabilir olmaktan çok, kâğıt üzerinde iyi görünen ama pratikte boş kalan önerilerle dolu. "Bugün canın işe gitmek istemiyor mu? O zaman gitme!" "Asgari ücretle çalışıyor olmana rağmen canın Bodrum’da tatil mi yapmak istiyor? Atla arabana, git Bodrum’a! Ne! Araban mı yok? E alıver canım, her yer araba galerisi!" "Herkesi mutlu edemezsin çünkü sen pizza değilsin!" (Bunun önceki iki örnekten farkı, benim tarafımdan uydurulmamış olup; gerçekten birilerini motive etmek amacıyla yazılmış olması!) Evet… En “mantıklı” kişisel gelişim kitabı ile yukarıdaki örnek cümlelerin kalitesi bence eşdeğer. Tam da bu yüzden, boş nasihatler dinlemek yerine hayatın gerçek ve acımasız yüzünü anlatan kitapları okumayı tercih ediyorum. İşte tam bu noktada Çalınan DikkatÇalınan Dikkat daha ilk sayfalardan farkını ortaya koydu ve alışılmışın dışında bir eser olduğunu hissettirdi. Gereksiz öneriler ve yüzeysel nasihatler vermek yerine, sorunları bilimsel veriler ışığında ve büyük bir emek sonucunda okuyucuya sunuyor. Okuru “yetersiz” olduğu hissine değil, aksine kendisine karşı işleyen düzenin ne kadar güçlü olduğuna dair bir bilince yönlendiriyor. Bizi “tembellik” ve “disiplinsizlik” ile suçlamak yerine, dikkatimizi çalan bir sömürü düzeni içinde yaşadığımızı belirtiyor. Bu da yazarı diğer kişisel gelişim kitap yazarlarına göre daha samimi yapıyor. Okurken fark ediyorsunuz ki, mesele sadece telefon bağımlılığı ya da sosyal medya değil. (Keşke bu kadar kolay olsaymış!) İş temposundan eğitim sistemine, şehir planlamasından gıda endüstrisine kadar pek çok faktör dikkatimizi parça parça çalıyor. Hari, tüm bunları kuru bir teoriyle değil, dünyanın farklı yerlerinden uzmanlarla yaptığı röportajlar, bilimsel araştırmalar ve gerçek yaşam hikâyeleriyle aktarıyor. Hatta zaman zaman görüştüğü bu kişilerin görüşlerine katılmadığını veya bir şeylerin eksik olduğunu düşündüğünü belirtmekten geri durmuyor. Sırf bir sonuç elde etmek için değil, içi dolu kanıtlar sunarak geliyor okuyucuya. Az önce de bahsettiğim gibi, yazarımız sorunları keşfettikten ve bizlere aktardıktan sonra, yüzeysel ve gerçek dışı öneriler sunmuyor. Aksine sorunların bireysel çapta çözümünün çok zor olduğunu, çünkü sistemin buna karşı çalıştığını belirtiyor. Örnek olarak, telefon bağımlılığını “bildirimleri kapatmak”, “ekran süresini kısıtlamak” gibi geçici çözümler ile ortadan kaldırmanın neredeyse imkansız olduğunu, çünkü karşıda bizi ekranda tutmak için binlerce mühendisin ve sınırsız kaydırma algoritmasının çalıştığını söylüyor. İnternet sitelerinin bireyi telefonun başında daha fazla tutmak istemesinin altında yatan reklam ekonomisinin ne derece ileri gidebileceğini sorgulatıyor bizlere. Sorunun sadece teknolojik alet veya sosyal medya bağımlılığı olmadığını tekrarlamakta da fayda var! İş yerinden veya patronundan gelecek mailleri sürekli kontrol etmesi gereken, aksi hâlde işini kaybedeceği korkusu yaşayan bir kişinin dikkatini toparlamasının ya da o maillerden uzak durmasının beklenemeyeceği kitapta vurgulanıyor. Sürekli stres altında olan, sürekli bir kaygı hâli içinde yaşayan bireylerin odaklanma sorunlarını aşmalarının önündeki yapısal engellere de değiniliyor. Kitapta, gıda endüstrisinden şehir planlamasına; çocukların oyun alanlarından ve zamanlarından mahrum kalmasından, sonsuz kaydırma olanağı sunan sosyal medya uygulamalarına kadar pek çok farklı etkenin günümüzde bir arada bulunduğu ve bireylerin dikkatini sistemli bir şekilde dağıttığı aktarılıyor. (Örneğin bu paragrafın benzerini yukarıda zaten yazmışım fakat dikkatimi veremediğimden, bunu ancak son kontrolleri yaparken farkettim.) Bu faktörlerin yalnızca tek başına değil, bir bütün hâlinde hareket ederek insan zihnini sürekli parçalanmış bir dikkat durumuna sürüklediği ortaya konuyor. Kitap hakkında değinilmesi gereken daha çok konu başlığı var, fakat incelemeyi daha da uzatıp, zaten hâlihazırda sayıları üç-beş arasında değişen inceleme okurlarını sıkmak istemiyorum. Kendim de uzun sayılabilecek bir aradan sonra inceleme yazıyorum ve bu yazım esnasında dikkatimi dağıtan bir çok şeyle uğraşmak zorunda kaldım. Umarım okuyanlar için keyifli bir inceleme yazısı olmuştur. Eğer siz değerli okurlar, paragraflar arasında kopukluk, cümlelerde bir anlamsızlık farkederseniz, bilin ki telefonuma gelen bildirimler dikkatimi dağıtmıştır! Kitabı merak edip okumak isteyen fakat hem türüne, hem de diline ön yargı ile yaklaşan herkese ilk fırsatta kitabı okumalarını tavsiye ediyorum. Ne derler bilirsiniz: “Yiğidi öldür...” - 1 Yeni Bildirim + Yiğit kimdi ya?”
Çalınan DikkatJohann Hari · Metis Yayınları · 20245,2bin okunma
·
226 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.