Nasıl bir eve doğdunuz?
Psikologlar boşuna sormaz bu soruyu, Zülfü Livaneli de biliyor olacak ki Leyla'nın Evi’ni yazmış. Farklı evlerde doğup büyüyen kahramanların nasıl bir insana dönüştüğünü nasıl bir karaktere, kişiliğe sahip olduklarını bariz bir şekilde anlatmış. Bunu da Cumhuriyetin henüz yeni kabulü zamanında hem Osmanlı hem Türkiye’nin etkisinin açıkça görüldüğü bir döneme denk getirmiş.
Nasıl bir eve doğduğumuz kim olduğumuz ve olacağımız üzerinde büyük hatta temel bir etkiye sahip. Hangi ekonomik sınıfta nasıl bir ailenin yaşadığı, o ailedeki ilişkilerin nasıl olduğu büyürken nasıl bir topraktan beslendiğimizi anlatır.
Leyla’nın doğduğu ev ise oldukça varlıklı olan bir paşazadenin köşküydü. Ancak evin görkemi ve şatafatına karşın aile sıcaklığını ve o bağı yalnız anneannesiyle kurduğu, insanlardan uzak, kendi dünyasında gelişip büyüyen bir hayatı olmuştu. Ta ki köşk tekrar satılana ve yeni sahipler Leyla’nın köşk bahçesindeki küçük evinde kalmasına müsade etmeyip onu kapı dışarı edene dek.
Ömrünü geçirdiği o evden atılınca mahallelinin tavrı ve sonra gelişen olaylarla değişen davranışları da toplumun ne kadar hızlı fikir değiştirip nasıl bir hızla olaylara adapte olabileceğini gösterdi.
Sonrasında olayı incelemek ve gazeteye haber yapmak için gelen ve yine mahalleden olan gazeteci Yusuf’un Leyla’yı alıp kendi evine götürmesiyle başlayan yeni hayatı, öyküye dahil olan diğer kahramanların da hayatlarını da görmemizle başta yönelttiğim “Nasıl bir eve doğdunuz?” sorusuna verilmiş bir yanıtın yanında o yanıtın gelecekte doğuracağı sonuçları da gösteren bir olay örgüsü yaratmış, bize de akıcı bir dille yazdığı satırları heyecanla okumak görevi düşüyor.
Kısacık öyküsüyle hem okuması kolay hem zevkli bir kitaptı. Livaneli’den okuduğum ikinci kitaptı. Okuyacak herkese keyifli okumalar dilerim!