“Günün birinde uyandım, yatağımda doğruldum ve gülümsedim. Artık en ufak bir acı çekmiyordum ve birden, doğru insan diye bir şeyin olmadığını idrak ettim. Ne yeryüzünde ne de cennette. Öyle biri, öyle tek bir kişi yok. Sadece insanlar ve her insanın içinde bir tutam doğru insan var ama kimsede, bizim diğerinden beklediğimiz ve umduğumuz şey yok. Kusursuz insan diye bir şey yok ve o mutluluk denen, harikulade tek adam aslında hiç var olmadı.”
Macar asıllı yazar Sandor Marai’ nin okuduğum ikinci kitabı. İlki Mumlar Sonuna Kadar Yanar idi. Bu kitabında da yine monolog türünde yazılmış. Kitapta öne çıkan üç karakter var ve üçü de aynı olayı kendi iç sesiyle anlatıyor. Yani kitap üç bölümden oluşuyor. Aslında birilerine anlatıyorlar gibi okuyoruz biz.
Bu bir aşk hikayesi ama sadece aşk üzerinde dönmüyor hikaye. 2. Dünya Savaşı’nın gölgesinde gelişen olayları, toplumsal statüleri, o dönemin burjuva takımını ve nasıl yaşadıklarını ve tüm bu şaşalı hayatın nasıl son bulduğunu detay detay okuyoruz.
Kitapta beni yoran ve eleştirebileceğim tek husus var. O da uzun uzadıya metinler yazılmış olması. Yani asıl konuya gelene kadar konudan konuya geçiyor ve her türlü detaya giriyor. Bir olayın sonucunu öğrenene kadar sayfalar geçiyor bazı yerlerde.
Bunun dışında beğendim. Cümle kalıpları ve betimlemeleri oldukça yerinde. Bazı yerlerde ters köşe yaparken bazı yerlerde de şok oluyorsunuz. Bütün hikaye mor kurdelenin ortaya çıkışıyla başlıyor diyeyim ve daha fazla spoiler vermeyeyim
Mutlaka okuyun der miyim emin değilim ama tabii aşırı beğenenler de var. Ben arada kalanlardanım. Böyle durumlarda, kitabı okuyan birkaç kişi ile üzerine konuşmak iyi olabilir diye düşünüyorum. Çünkü bu tip kitaplar çok derinlikli ve herkesin başka bir şey çıkarabileceği kitaplar oluyor. Siz yine de bir düşünün