Gönderi

Puan vermedi·312 syf.··
2025 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Ağustos 2025 21:44
Freud 1856’da Moravya’da doğuyor. Daha küçük yaşlardan itibaren öğrenmeye meraklı bir çocuk. Kendisi çocuklukta yaşadığımız olayların tüm hayatımızı etkilediğini söylüyor: “Çocuklukta yaşadığımız olaylar, tüm yaşamımızın sessiz fakat sürekli etkileyicileridir.” Özellikle annesiyle bağı çok güçlü, hatta annesi ona “Altın Sigmund” dermiş. Okulda başarılı, özellikle dillere ve bilime karşı özel bir ilgisi var. Tıp fakültesine girdiğinde amacı sadece doktor olmak değil, beynin nasıl çalıştığını çözmekti. Sinir sistemi üzerine çalışıyor, mikroskop başında saatler geçiriyor. Bu dönemde hayvan sinir sistemi üzerine araştırmalar yapıyor. Freud’un kendi sözleriyle, “İnsan beynini anlamak, evrenin en karmaşık sorularını çözmektir.” 1885’te Paris’e gidip dönemin ünlü nöroloğu Jean-Martin Charcot ile tanışıyor. Charcot, histeri hastalarıyla çalışırken hipnoz kullanıyor. Freud başta buna biraz kuşkuyla bakıyor ama sonra etkileniyor. Charcot’un, “Histeri sadece kadınlarda değil, erkeklerde de vardır,” sözü Freud’un düşünce dünyasını değiştiriyor. Burada şunu fark ediyor: Psikolojik sorunlar her zaman bedensel nedenlerden kaynaklanmıyor, bazen tamamen zihinsel olabiliyor. Viyana’ya dönünce yakın arkadaşı Josef Breuer ile çalışmaya başlıyor. En ünlü vakaları Anna O. Anna’nın konuşamama, felç gibi tıbben açıklanamayan sorunları var. Hipnozla geçmişindeki travmalar ortaya çıkarılınca şikâyetleri azalıyor. Anna buna “konuşma tedavisi” diyor. Freud da bu noktada, “Sözler, bastırılmış acıların kilidini açabilir,” diyerek psikanalizin temellerini atıyor. Freud’a göre insan zihni üç katmanlı: bilinç (o anda farkında olduğumuz), bilinçöncesi (isteyince hatırlayabildiklerimiz) ve bilinçdışı (bastırılmış istekler, travmalar). Rüyalar, bilinçdışındaki bastırılmış arzuların bir yolu. “Rüya, bilinçdışına giden kral yoludur,” der. Yani sınavdan önce kalemini bulamadığını gördüğün bir rüya, aslında “yetersiz kalma korkusu”nun sembolik hali olabilir. Tedavilerde bazen hasta, zor konulara gelince konuyu değiştirir ya da unutmuş gibi yapar. Freud buna direnç der. Bir de aktarım vardır: hasta, terapistine anne, baba ya da eski sevgili gibi duygular beslemeye başlar. Freud, “Aktarım, tedavinin hem engeli hem de aracıdır,” diyerek aktarımın hem sorun hem de çözüm olabileceğini söyler. Freud’un fikirleri o dönemde çok tartışmalı bulunur. Özellikle cinsellik konusundaki görüşleri büyük tepki çeker. Ama o geri adım atmaz: “Hakikat, dirençle karşılaşsa da var olmaya devam eder.” Yaşamının sonlarında hastalıklarla uğraşsa da çalışmayı bırakmaz. Psikanaliz öğrencileri tarafından geliştirilir. Freud’un hem kendisini hem de teorilerini sürekli sorgulayan bir bilim insanı olduğu, kitabın her satırında hissedilir. Kısaca, Freud bu kitapta “Ben meraklı bir çocuktum, tıp okudum, beynin nasıl çalıştığını anlamaya çalıştım, sonra fark ettim ki insanların sorunları sadece bedenlerinde değil, kafalarının içindeymiş. Onlarla konuşunca, bilinçaltındaki bastırılmış şeyler ortaya çıkıyor. İşte buna psikanaliz diyoruz,” demiş oluyor.
Yaşamım ve PsikanalizSigmund Freud · Say yayınları · 1993552 okunma
·
2 +1'leme
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.