Ablamın önerisi ile başladığım bu kitap yazarın otobiyografik romanı. Francis'in gençlik yıllarına kadar hayatına tanık oldugumuz ve karakter bakış açısıyla anlatılmış çok sürükleyici bir roman. Şunu söylemeliyim ki bu kitabı okurken hayatınızın diğer kısmında her seyin yolunda olması gerek zira kitaptaki üzücü olaylar silsilesini kaldıramayabilirsiniz. Kitapta Frank ve ailesinin İrlanda'daki yoksulluk ve sefalet içinde geçen hayatına tanık oluyoruz İrlandalı bu Katolik ailenin babası içkiye çok düşkün ve kazandığını içkiye vererek ailesini maddi açıdan çok zor durumda bırakıyor anne ise Katolik inancıcının da getirmiş olduğu çocuk doğurma doğrusu ile çokça doğuruyor ancak ne yazıktir ki çocuklar açlıktan hastalıktan ölüyor öyle ki yazarımız da tifo gibi bulaşıcı bir hastalığa bulaşıyor. Çok zorlu bir yaşam koşulunu konu alan bu kitabın oluşması dahiyane bir yazım gücünü ifade ediyor. Çünkü insan yaşadığı onca acıya rağmen kaleme tutunup satırlara döküp okuyucuyla kavuşturabiliyorsa bir şeylere dair hala umudu var demektir. İyi ki o umut ışığı varmış ve biz o hayata ve yazara hissettirdiklerine tanık olmuşuz. Kitabın sonunda Frank Amerika'ya umutlarına doğru yol alıyor ailesi geride Limericte kalıyor. yazarın devam kitabı da var onu da mutlaka okuyacağım.Belki birkaç aya olaylar silsilesini unutacağım ancak kitabın bana hissettirdiğini unutmayacağım. Kitapların bana hissettirdikleri güvenli bir limanda dinleniyor ya da sıcacık bir odada kahve ve çay içmek kadar huzur veriyor. Her kitap farklı şeyler hissettiriyor ve bana insan olduğumu hatırlatıyor bu nedenle de yazarlara teşekkür ederek bitiririm hep Frank McCourt'un kalemine teşekkürle...