Selçuk Altun’un Hayat Romanlardan Daha Tuhaf üçlemesinin ilk kitabı. Ben önce ikinciyi, sonra üçüncüyü okumuştum ama metinlerarasılık yoktu, o yüzden sıralama çok önemli değildi. Ayrılık Çeşmesi Sokağı’nda, sık sık karşıma ansiklopedik bilgiler yüzünden garip gelmişti Selçuk Altun’un tarzı… Ama okudukça alıştım, sevdim. Ardıç Ağacının Altında kitabında da çokça biyografik bilgi vardı.
Hedefini ‘kırk yaşına gelmeden kendi işini kurmak, bu süreçte saygın bir estet, sonra ‘iş bilir’ bir koleksiyoner olmak’ diye çizen Erkan Sipahi’nin hikayesi var bu kitapta. Hedeflerine adım adım ulaşan Erkan, evleneceği kişiyi Da Vinci’nin ilk kadın portresi Ginevra de Benci’ye ad ve soyadlarındaki ikişer harflik örtüşmeden dolayı seçiyor.
Karısı ile en yakın arkadaşının (ki birbirlerinden hazzetmiyorlar) aynı araçta trafik kazasında ölmesi üzerine komplo teorileri arasında bunalıma düşen Erkan, Tirebolu’da dedesinin evindeki ardıç ağacıyla dertleşmeye gidiyor. Çocukluğundan başlıyor anlatmaya Erkan. Babasını, annesini, dedesini ve hiç sevmediği babasına benzeyip kadın düşkünü bir adam oluşunu… Babası yüzünden bir türlü iletişim kuramadığı oğlunu…
Bu kitapta anlatıcılar katman katmandı. 1980’deki işkence dolu cezaevlerinde aklını yitiren Zihni, babasıyla ilişkisini yeniden kurmak için onun geçmişindeki insanlarla iletişime geçen oğlu Taner, çok başarılı olsa da kamburu yüzünden hayatı ıskalayan ama Erkan’a ömür boyu sadakatle bağlı Ekrem…