·271 syf.····Okunma: 16 Ağustos 2025 00:00 Zafer Algöz'den okuduğum ikinci kitap. Yine içinde bolca komik ve bazılarında da ders alınması gereken anılar var. Kişi illaki kendi başından geçen anıları mı aklında tutar? Başkasının anlattıkları bir süre sonra unutur mu? Bu her ne kadar genel bir kanı olsa da Zafer Algöz'ün anlattıkları bende uzun yıllar kalacak gibi...
Algöz aslında her ne kadar anılarını anlatsa da bize bence vermesi gereken şeyin, Türk Sineması jönlerinin, hanımefendilerinin kendine has üsluplarını ve büyük oyunculuklarını biz yeni nesillere aktarmak olduğunu düşünüyorum. Fikret Hakan'ın abiliğini, Öztürk Serengil'in kumar illetini, Nur Subaşı'nın yüksek oktanlı sesini, Hun İmparatoru Atilla'nın nasıl müslüman olduğunu, Yahşi Batı filminin güzel sahnelerini ve en önemlisi Devlet Tiyatroları'nın ne anlama geldiğini, nasıl olduğunu, hangi hocaların nasıl öğrenci yetiştirdiğini ve hatta Türk tarihi açısından önem arz eden kişilerin tiyatrolarını sahneledikten sonra Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi devlet adamlarının bile bu sanat karşısında saygı duyduklarını ve hocaların ellerini sıktıklarını anlatır Zafer Algöz. Günümüz koşullarında bu kadar bilgiye ve Jön'leri tanımaya imkanımın olmadığını düşünürsem Algöz benim için bu eksikliği kapattı. Üstelik bunca şeye ek olarak bir gezi niteliğinde olan ve sürekli olarak atıştığı ve bir o kadar da sıkı dost olduğu Can Yılmaz ile olan maraton koşusu ve Barcelona gezisi ile ilgili gördüklerini anlattığı bir bölüm var.
Algöz'ün de dediği gibi bunlar bir yazar kimliğinden ziyade gördüklerini süslü ve söz sanatlarına başvurmadan okuyucuya bu insanları tanıtmak amaçlı yazılmıştır. İçinde birbirinden güzel anılar bulunmakta. Ama en önemlisi ve okuduktan sonra gözümde uzun yıllar canlanacak olan bir anı var ki o da ''Sadık Dayı'' anısıdır.