6/10
·208 syf.··
2025 32. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2025 19:14
Mektuplardan oluşan bu kitap adını koymakta güçlük çektiğim bir yetersizlik hissiyle bıraktı beni. Ya kitabın adı uymuyor (adı bir kadın düşmanı olmuşsa kitabın, kitaptaki kadın düşmanı karakterin kadın düşmanlığının daha derin ve doyurucu ele alınmasını beklerdim) ya da roman daha uzun olması gerekirken kısaca geçiştirilmiş, Reşat Nuri çok sevdiği imza klişesini (başta nefret ettirdiği karakterin aslında ne kadar masum olduğunu sonda anlatma) bir an evvel verebilmek için konuyu hızlıca finale getirmiş (aynı hissiyata Yaprak Dökümü'nde de kapılmıştım. Üstelik bu kitaba kıyasla daha fazla karaktere değindiği o romanda çoğundan bir kaç cümleyle bahsedip hiçbir kişiyi, olayı derinleştirmeden bizi finale götürmüştü). Kitap İstanbul'da yaşayan Sara kızımızın, görev gereği Erzurum'a gitmiş paşa babasına onu ne çok özlediğini, yaz gelip de bir an evvel babasının yanına gidip ona kavuşacağı için ne denli heyecanlı olduğunu anlatan mektubuyla başlıyor. Burada Sara bize oldukça naif, munis, hanım bir kız olarak veriliyor ancak hemen bir sonraki sayfada aynı Sara'nın İstanbul'daki yakın bir arkadaşı Nermin'e yazdığı başka bir mektupla devam ederken, Sara'nın bir sayfa evvelki munisliklerinin nasıl numara olduğunu, kendisinin tek derdinin İstanbul ve eğlencelerine yakın bulunmak olduğunu anlıyoruz. Gelgelelim kuzeninin düğünü için İstanbul'a yakın bir köye gitmek durumunda kalır ki bu vesileyle Erzurum'a gitmekten yırtmıştır. Nasılsa bir punduna getirip İstanbul'a tez vakit döneceğini düşündüğü köy ziyareti tahmininden uzun, maceralı ve keşif dolu geçer. Bundan sonrasını kitabın son elli sayfasına kadar Nermin'e yazdığı mektuplardan okuruz. Yazar bu hoppa tabiatlı kızın iç dünyasını güzel aktarmış, ona karşı ya da ondan taraf tutmadan. Sara güzelliğinin farkında olan hemen her kadının belki içgüdüsel belki farkında olarak ama önemsemeyerek ya da kılıfına uydurarak yaptığı küçük, ince şeyleri son derece kendinin farkında, bilerek ve tahlil ederek yapan, handiyse filozof ruhlu bir genç kız. Etrafındaki tüm erkeklerin- bu erkekler yaşlı bir bağnaz, kuzeninin nişanlısı, potinli bir köylü, yakışıklı bir delikanlı- kim olduğu fark etmeksizin bir şekilde kendisini fark etmesinden, güzelliğini takdir etmesinden, bu yollu incecik de olsa bir sevdaya düşmesinden hoşlanan, bunu arzulayan ve elde eden, efsunlu güzelliğinin son demlerinde bir genç kız. Hiçbir zaman hemcinsleri gibi saf olamayacağının, bu yüzden de kendini "klasik" bir evliliğe bırakamayacağının farkında: zekası onu bir romanın baş karakteri yapıyor ancak diğerleri gibi olamayacağı, belki yalnız kalacağı bir kaderi de çiziyor! Tüm ilginin üzerinde olduğu bu köy hayatında Bir Kadın Düşmanı ile karşılaşır. Onun hayatın kadınlar başta olmak üzere ince, latif, estetik yönlerine olan sert ve alaycı tutumuna karşılık öfkeye kapılır, güzelliğine olan sarsılmaz inancıyla bu adamı kendine aşık edip, sevdasını açtığı bir anda da onunla alay ederek intikam alma niyetini tutar. Nermin'e yazdığı mektuplarda kurduğu tuzakları, oynadığı aşk oyunlarını, kadın düşmanı Homongolos'un mukavemetini anlatır. Sondan bir önceki mektubunda rakibinin iyice kıvama geldiğini, düğümün çözülmek üzere olduğunu söylemişken, son mektubunda Homongolos'un feci bir motosiklet kazasına kurban gittiğini, herhangi bir ölüye üzülebileceğinden daha fazlasını vermediği bir üzüntüyle yazar. Bu anda bile haklılığından ve suçsuzluğundan emindir. Mezarına gittiğinde pardon demekle yetinir, herhangi bir pişmanlık duymaz. Üstelik beyefendinin öldüğü gün Sara'nın davetini tepip motorsiklet müsabakasına gitmemiş olsaydı hala sağ kalacağını söyleyerek bir de sitem eder. Bundan sonraki elli sayfa ise Homongolos'un, ölmüş bir dostuna yazdığı mektuplarla ilerler. Bunların içinde, öncesinde Homongolos'a kızdığımız şeylere izahatler ve bu sert mizacı oluşturan etmenler vardır. Ancak bunlar istediğimiz kadar derinleşmez. Hele kadın düşmanlığı yalnızca çirkinliğiyle sınırlı kalır. Onu özellikle kadın düşmanı diye andıracak karşılaşmalar, acı tecrübeler yaşanmamıştır. Homongolos'un tüm hikayesini başlatan ve olduğu gibi sürdüren şey çirkinliğidir. Bana biraz Operadaki Hayalet'i anımsattı. Onun gibi, kendi alanında son derece ehil ve içinde aslında sevmeye muktedir bir kalp taşıyan ancak çirkin suratı nedeniyle anne kucağı başta olmak üzere her yerden dışlanmış. Bu da onu apacı bir adam yapmış. Düşündükçe esas sorunun romanın ismi olduğunu kavrıyorum. Üstelik inkılap baskısının arka kapak yazısı tam bir facia: "toplumumuzda yıllar yılı kadınlara bakışın yanlışlığını ibretle gözler önüne seren bir eser" Alakası yok! Sara'nın nitelikli gözlemlerine rağmen derinleştirilmemesi bir eksiklik, mektuplarının, hep tek taraflı oluşu bir tartışma ve gerilim kurulmasını engelliyor, paşa babasına yazdığı mektupları yalnızca karakterinin düzenbaz, karanlık tarafını göstermeye hizmet ediyor ve karakteri üçüncü sınıf bir televizyon dizisinin entrikalı kadın karakteri basitliğine indirgiyor. Kendisine oynanan oyunu anladıktan sonra intihara koşan Homoglos'un bu motifi ise son derece eksik: hayatında ilk kez sevildiğini sandığı, oyına kandığı yerleri daha detaylı okumak isterdik;böylece hezimeti daha anlaşılır ve etkileyici olurdu. Yarım kalmış ya da aceleye gelmiş hissi dışında, kolay okunan, kolay takip edilen, az karakteri olması sayesinde karakterleri kolayca tanınan ve üstünde konuşulacak şeyler veren bir eser. Çalıkuşu ödevinizi bitirdiyseniz, bu defa kendi keyfiniz için alıp okuyabilirsiniz:)
Bir Kadın DüşmanıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 20105,3bin okunma
·
77 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.