Puan vermedi·84 syf.····Okunma: 17 Ağustos 2025 03:09 Hüseyin Rahmi’nin Efsuncu Baba’sını okurken ilk dikkatimi çeken şey, yazarın küçük bir İstanbul cebinde topladığı insan tipleri üzerinden dönemin büyük trajikomik dertlerine sapla sap sokuşturan o doğrudan, iğneli üslubu oldu. 1924’te yayımlanan bu kısa roman, hurafe, muska-sevgisi ve “büyüyle kurtulma” arzusu etrafında dönen bir serüveni anlatır; ancak yüzeydeki eğlenceli öykünün altında sert bir toplumsal eleştiri yatar.  
Romanın omurgasını Ebulfazl Enveri — yani halk dilindeki “Efsuncu Baba” — oluşturur. Adın ağırlığıyla gelecekte benzeyeceği kişilerin gölgesini daha baştan çağıran bu tip, tılsım, yıldızname ve define peşinde koşan; hem kendinden emin hem de aslında acınası bir karakterdir. Hüseyin Rahmi bu adı hem komik hem de kinaye taşıyacak şekilde seçer; okur hem güler hem de “burası tanıdık” der.  
Hikâye ilerledikçe Ebulfazl Enveri’nin yalancılıkları, gösterişi ve büyük laflara olan yeteneği romanın son bölümünde yalnızca bireysel bir edepsizlik olarak kalmaz; yazar bu tipten yola çıkarak o dönemin liderlik heveslerine, büyük iddiaların arkasındaki zaaflara ve milletin peşinden sürüklendiği âni umutlara da uzanır. Bu uzanış, özellikle Enverî’nin gösterişli ismiyle kurulan tezat sayesinde okura açıkça “büyük laflar, küçük icraatler” eleştirisi yaptırır. Bunun Enver Paşa’yla doğrudan birebir bir itham olduğunu söylemek fazla iddialı olur ama çağrışım ve hiciv amaçlı bağlantı kurulduğu da apaçık. (Enver Paşa’nın Birinci Dünya Savaşı sonrası tartışmalı mirası hâlâ sıcaktı; bu bağlam da göz ardı edilmemeli.)  
Romanın son kısımlarındaki “ağır eleştiri”yi benim okuma tarzım şöyle özetliyor: Hüseyin Rahmi, Enverî figürünü abartılı bir tipolojinin gövdesi yaparak hem muskacı, şarlatan, hem de maceraperest lider tipine dair iğneler savurur. Yani eleştiri aslen bir zihniyete — büyük nutuklar atıp insanları peşinden sürüklemeye müsait, gerçek sorumluluklardan kaçan bir liderlik anlayışına — yöneliktir. Bunu en açık biçimde Ebulfazl Enveri’nin:
• abartılı unvanlar ve dini-tasavvufi imgelerle kendini süslemesi,
• topluma umut vaadeden ama gerçek bir planı olmayan söylemleri,
• macera ve define arayışındaki irrasyonel inadı
üzerinden okuruz. Bu üç özellik, Enver Paşa’nın tarihteki bazı yönleriyle (maceracılık, büyük harekât tutkusu, karizmatik yönlendirme) ironik bir paralellik kurar ama romanda bunun hedefi “kişisel linç” değil, toplumu yanıltan o tipolojinin teşhiri midir? Okuyuculara bırakıyorum.
Benim çıkarımım şu: Hüseyin Rahmi doğrudan bir tarihî portre çizmektense hiciv aracılığıyla dönemin ruhunu eleştiriyor. Yani romandaki Enverî üzerinden okura şu soruyu sorduruyor: “Büyük laflarla, gösterişli isimlerle ve hurafelerle insanları peşinden sürüklemek ne kadar zararlıdır?” Burada yazarın amacı polemik değil ahlaki ve toplumsal uyarıdır — fakat uyarı o kadar sivri ki, dönemin önde gelen isimleriyle (Enver Paşa gibi) kurulan çağrışımlar kaçınılmaz olur. Bu yüzden eseri, hem çağının siyasi atmosferine dokunan bir hiciv hem de evrensel bir uyarı metni olarak okumak daha isabetlidir.  
Sonuç olarak: Efsuncu Baba, yüzeydeki mizahını kaybetmeden dönemin büyük anlatılarını küçük, işlevsiz, hatta tehlikeli bireylere indirger. Ebulfazl Enveri’nin “tutkuları” ile tarih sahnesindeki maceracı liderlerin tutku ve hatalarını yan yana koyduğunuzda Hüseyin Rahmi’nin niyetinin “belirli bir kişiyi haksız biçimde suçlamak”tan ziyade “zararlı bir liderlik-mitini açığa vurmak” olduğunu görürsünüz.