Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago, Mağara kitabında, kapitalizmi tokat gibi eleştirirken aynı zamanda bizleri her zaman olduğu düşünmeye ve sorgulamaya sevk ediyor. Başrolde, çömlekçilikle uğraşan yaşlı bir adam olan Cipriano Algor var. Kızı ve damadıyla birlikte yaşıyor. Damadı “Merkez” denen kocaman, yapay, dev bir alışveriş merkezinde güvenlik görevlisi. Algor, yaptığı çömlekleri Merkez’e satıyor ama bir gün “artık modası geçti” denilip siparişleri iptal ediliyor.
Bu olaydan sonra aile, geçinebilmek için Merkez’e taşınmak zorunda kalıyor ve asıl hikaye bundan sonra başlıyor. Çünkü burası tam anlamıyla ruhsuz, yapay, güneş ışığı bile görmeyen bir yer. Öyle ki, Algor burada yaşamak için köpeğini bile geride bırakmak zorunda kalıyor. Acaba biz de böyle bir sistemin bir parçası mıyız diye sormadan edemiyor insan. Merkez denilen yerde distopya havası var.
Kitap Platon’un Mağara alegorisine gönderme yapıyor: Zincirlerimizi kırıp ışığı görecek cesaretimiz var mı, yoksa gölgeleri gerçek sanmaya devam mı edeceğiz? Kalabalık ama yalnız, konforlu ama ruhsuz modern hayatın içinde, kendi zincirlerimizi fark ettiriyor bizlere.
Son olarak Saramago şöyle demişti:
"Günah kavramını icat edenler, bunu başkaları üzerinde hakimiyet aracı olarak kullanıp kazanç sağlamak amacıyla icat ettiler."
Cesur düşünürün bu değerli sözünü bir iletimde paylaşıp şu şekilde düşüncemi belirtmiştim:
"Günahı icat edenler dolayısıyla Cennet ve Cehennemi de icat ettiler. Bunu anlamanın en kolay yolu, sonsuz yaşam vaat edilen cennetle ilgili tüm vaatlerin erkeklere gelmiş olması ve tüm vaatlerin o dönemin Arap erkeklerini cezbedecek şeyler olması. Çünkü dönemin Arap kültürü ataerkil ve kadına değer vermeyen bir kültürdü. Sonlu bir yaşamdaki parametreler, sonsuz bir yaşamda kullanılacaksa sonsuz yaşamın ne esprisi var ki?"
Kitaba 8.3/10 puan veriyorum.
MağaraJosé Saramago · Kırmızı Kedi · 2022146 okunma