Aidiyetsizlik hissi ile mücadele eden bir genç kadın Lucy.
Geçmişinden kurtulup yeni bir düzen kurmaya çalışırken tek amacı bu dünyada bir yerlere ait hissedebilmek. Tüm bu hislerin temelinde ise annesine duyduğu hayranlık ve öfke bir arada. Lucy özgürleşme mücadelesinin ardında , annesinin ataerkil düzeni barındırandan geleneksel yaklaşımlarıyla büyük bir savaş vermekte. Bu nedenle okuyucunun kitabı okurken Lucy’e alışması zaman alıyor. Hatta yer yer onu edepsizlikle bile yargılamak mümkün olabiliyor.
Ne zaman ki Lucy bize içini döküyor işte o noktada artık okuyucu, karakterle bütünleşiyor. O bütünleşmeden sonra aslında Lucy’nin arka planında çalışma izni, emek sömürüsü, görünmez işçilik gibi konularında çatışması ortaya çıkıyor.
Hem kadın hem de göçmen olarak çifte dezavantaj durumunu kısa ama derin bir anlatıda okumak isteyenler için bir solukta okunacak ancak sonrasında hemen soluklanmanıza izin vermeyecek kadar düşündürmeyi başarabilmiş bir kitap.