·200 syf.····Okunma: 17 Ağustos 2025 19:05 Kitaba başlamadan imcelemelere bak istedim. Ancak istediğim gibi detaylı bir inceleme bulamadım. O halde neden ben yazmıyorum dedim kendime. Buyrun bu da incelemem.
Konuşmadan anlaşılır mı, seslenmeden duyulur mu insan? Hem de öyle bir anlaşılır ki.. İşte tam bu kitapta söylenmeyi duyuyor duydukça hissediyor hissettikçe kabuk bağlıyor, katılaşıyorsunuz.
Konuşabilen ancak dilsiz, duyabilen ancak sağır Adile ile ahraz oğlu İsrafil'in hikayesini okuyoruz. Kitapta dikkatimi çeken ilk şey yazarın isim seçimleriydi. Hiçbirinin tesadüf olmadığını düşünürken kitap ilerledikçe haklı olduğumu anladım. İsrafil; İslam'da sûr'a ilk üflemesi ile tüm canlılar ölecek ve dünya hayatı sona erecektir. Ahraz oğlanın isim seçimi gerek kilisedeki motiflerden etkilenmesinin tasfir edilişi gerek kitabın sonuna doğru ada halkının başına gelenlerle daha da anlam kazanıyor. Marangoz Yusuf karakteri tasvir edilirken sürekli kör ve karanlık bir kuyudan bahsedilmesi dikkatimi çeken bir diğer nokta oldu.Daha doğarken hor görülmüş, köksüzleştirilmiş biri. Zaten bu kitabı tek cümle ile özetlemem istense doğarken lanetlenenlerin kitabı olduğunu söylerdim. Zira tüm karakterlerin ortak noktası lanetle doğmak (!)
Kitapta bol bol mitoslardan, okültizmden, üstü kapalı şekilde dini tasvirlerden yararlanılmış. Bana kalırsa bu hikayeyi farklı bir boyuta taşımış. Adile'nin İsrafil'i emzirirken yılanın sütü emmesi, İsrafil'in kilise duvarlarındaki tasvirlerden birini yılana benzeterek bundan büyülenmesi, Zehra ile İsrafil'in kitabın sonundaki bir durumu baştaki Adile ve yılan olayına benzerliği beni yılan sembolünü araştırmaya itti. Okuduğum bilgiyi sizinle direkt paylaşmak istiyorum: ''Yeraltı ve yeryüzü arasında yaşamını sürdüren yılan üç farklı katmanın karakteristik özelliklerini kendi bünyesinde barındırdığı zıtlıklarla yansıtır. Öncelikle ölüm ve kötülükle ilişkilendirilen kısmı yeraltını, yaratılış ve deri değiştirme özelliğiyle yeniden dirilme yeryüzünü temsil eder. Yılanın yeryüzünü temsil eden özellikleri ağaç, yumurta ve su gibi unsurlarla ilişkilendirerek hayatı, üremeyi ve doğurganlığı ifade eder. Bu üç taraf yılanın hem aydınlık hem de karanlık yüzünü ortaya koyar. Aynı zamanda yılan, aslanla birlikte hayvanlarla ilgili sembolizmin ilk sırasını paylaşır. Görüntüsü her zaman en iyi olanı en kötü şekilde temsil etmek için kullanılmıştır: Yaratılış, yenilenme, ölümsüzlük, ancak aynı zamanda da gerçeği gizleme, mutlak kötülük ve ölüm kavramlarını sembolize eder. Görüldüğü üzere, yaratılışı itibariyle yılan düalist bir yapıya sahiptir.''
Buraya kadar kitabın içeriğinden ve araştırmamdan bahsettim. Gelelim benim düşüncelerime. Öncelikle yazarın ilk romanı olduğunu belirtmek istiyorum. Normalde ilk romanlar biraz tutuk olur. Bunda ise tam tersi. Araştırmasam ilk romanı olduğunu asla düşünmezdim. Kullanılan mitoslar, semboller kitaba öyle güzel yedirilmiş ki bunun bu da olmasa olurmuş hissi hiç yaratmadı. Her karakterin derinlikli olmasını çok sevdim. Bu yan karakter bunu da üstünkörü geçeyim dememiş yazar. Her karaktere ayrı bir kişilik yüklemiş. Ada halkından nefret ettiğimi de söylemeden edemeyeceğim Bu yıl okuduğum en iyi kitaplar arasında yerini aldı Ahraz. Sonunu okurken tüylerim diken diken oldu. Suda başlayıp suda biten hayatların hikayesini okumak isterseniz bu kitap tam size göre.