"Bu roman Biru's-Seb'a zindanında otuz bölüm olarak tamamlandı. Ama romanın yazarı ve arkadaşlarının işgal zindanlarındaki imtihanları hala devam ediyor."
Etmiyor.
En azından bildiğimiz birinin, bu kitabın yazarının dünya imtihanı bitti. Artık hesap vakti. Doğrusunu Allah bilir.
Bu mesele başından beri beni bile o kadar yordu ki. Ama bunu söylemek bencilce geliyor. İnsanlar ölüyor ve biz onların hakkında bir iki kelime etmekle, savunmakla belki, yorulduğumuzu söylüyoruz. Bu kitaba bayıldım dersem dürüst davranmış olmam. Çünkü bu tam olarak bir roman değildi. Herkes çok beğenmiş. Bilemiyorum düzinelerce Filistin hakkında yazılmış roman okudum aynı şekilde Yahudiler hakkında da. Bu bir roman olmadığı için 'romantik' değildi. Gerçekti. Acıydı. Tek taraflı kesinlikle değildi. Kimse zannetmesinki Filistin halkı tek yürektir. Hayır böyle bir durum başından beri yoktu. Hiçbir millet böyle değildir, onlar da değil. İşte bunun acısını evlerinde dahi çekmiş bu insanlar. Haklı haksız ayrımına varmak da kolay değil. Herkes kendi doğrusunu yaşarken değil. Bir evde dahi, aynı anda birden fazla 'kurtuluş ümidini' besleyen, destekleyen birey varken var olmak çok zor olmuştur eminim. Yahya SİNVAR bunları yazmış ve bu kitap 2004 çıkışlı yani ölümünden 20 yıl önce. O yüzden çok hafif geldi. Direniş bu, savaş değil. Şu an yaşanan şeylerse ne direniş ne savaş, direkt katliam. Bu konu beni dahi yordu derken laf olsun diye söylemedim. İnsanoğlu yalnızlıkla imtihan olur. Benim bin çeşit yalnızlığım var ama fikri sahadaki yalnızlığım her şeyi bastırıyor. Çok zor. Şu içimdeki beyazla karayı anlatamama meselesi bana her şeyden ağır geliyor. Abla sen çok farklısın. Ben farklı değilim güzel kardeşim. Ben inandığım şeylere sahip çıkıyorum. Mecburum. Yoksa başkası sahiplenir. Çok düz bir denklem. Bu meselede ne övgüye ne yergiye tahammülüm olmamasına rağmen ikisine de katlanıyorum. İnsanlar aaa sen maşallah neler yapıyorsun onlar için dediğinde vallahi billahi istemeden evet demek zorundayım. Bundan bir şekilde tat aldığımı hissettirmeliyim. Ne yazık. Aynı şekilde yerildiğimde sabretmek mecburiyetindeyim, boykot kolaya indirgendiğinde o insanların işsiz kalmasına sebep olacağım mantalitesini göğüslemek zorundayım. Tek tek anlatmak durumundayım. Ben teknoloji devi olmayalım demiyorum ama bir plastiği ithal etmek zorunda olmayalım diyorum. Biri diğerine engel değil. Ama;
مَالاَ يُدْرَكُ كُلُّهُ لاَيُتْرَكُ كُلُّهُ 🪻
Yani vazgeçme ya da küçümseme lüksüm yok. Hiçbir şeyin içi yüzünü yüzde yüz bilemem fakat gördüklerim, hislerim beni bir şey yapmaya sevk ediyor. Ben sadece la ilahe illallah demekle bunun kalbimi ele geçireceğine inanmıyorum. Hz Vahşi'nin hayatını düşünüyordum. Hep içimde yaradır, neden peygamber efendimiz onu da diğerleri gibi kucaklamadı. Yani hakkında yazılanları herkes bilir.Rahatlatıcı bir söz etseydi keşke derdim içimden. Evet bu bile benim derdim. Geçen gün yine aklıma geldi ve kendi kendime bir senaryo ürettim. Acaba Vahşi gibi bir insanın direkt affedilmesi mi daha faydalı olurdu yoksa bir miş kalması mı? Bunu kendimce cevapladım ve peygamber efendimizin doğru davrandığını ya da belki o davranışa sevk olunduğunu düşündüm. Yemame Savaşı'nda Vahşi bin Harb kimi öldürdü? O gün için insanların en şerlisini. Kalbinin mutmain olmaması sevk etti belki onu buna. Allah bilir. Bilemiyorum.
Yani. Boykot zihniyetimin temelinde de peygamber efendimize yapılan boykot var. Benim bu meseleye bakış açımda bir pürüz yok. Hiç kimseyi dört dörtlük olduğu zannıyla savunmuyorum. Ama gözümün gördüğünü de inkar etmiyorum. Evet hayatımda doğru düzgün kola içmişliğim yoktur ama malum şey içmediğim gibi muadillerini her akşam alıp içtim. Midem tepki verdi mecbur bıraktım. Evet sırf destek için. Bu kolayı alıp dökmekten başka bir tepki; Duruş. Bu beni ne yapar bilmiyorum onu Allah bilir ama benim desteğim inancımda. Kimse bunu yapmıyor diye kızmıyorum, en azından ciddi bir gönül bağım yoksa. Gönül bağım varsa da sadece üzülüyorum. Bazen bir şeyi tam alacak olurum, kontrol ettiğimden vazgeçmek zorunda kalırım, işte o an bu kadar basit bir şeyin bile ne kadar zor geldiğini anlayınca durumun vehametini o zaman daha iyi kavrıyorum. Aa boykot olduğunu bilmiyordum kelimesi bana çok güç geliyor. Ben gereksiz buluyorum de geç. Ya da başka arkadaşlarım gibi ben de bu zihniyeti boykot ediyorum, o malum içeceği satmayan yerden alışveriş yapmıyorum diyebilirsin. Evet. Maalesef. Boykot zihniyetini bu kadar basite indirgenmek çok yanlış. Bir kişi de çıkıp inkar etsin ya, trol karttan başka kart kullanmıyordum, ben zaten şunu biliyordum bunu biliyordum desin. Ama Filistin'e bağlamadan. Boykot yalnız onlar için değil. Çin'e bak. Nerede antin kuntin bir şey var üretiyordu adamlar az demiyordu . Sonuç? Bence fazlasını yazmama gerek yok.
Ben üretelim diyorum. Ve anlaşılan o ki bizim bir şeyler üretmemiz için başkalarının ürünlerini tüketmememiz gerekiyor ilk etapta. Hadi bu da yanlış deyin, nasılsa yanlış hesap bir yerlerden dönüyor.... Her cümle başında derin şeyler var anlayamayacağımız şeyler denmesinden de sıkıldım. Tamam tamam tamam. Anladığımızla amel edelim hepimiz, doğrusunu Allah bilir.
Bu kitaba dolu dolu yazar, en azından kendi kendimi avuturdum, ama şimdi bile midem kötü. Çalışmak istiyorum artık. Gerçekten bu salgın hastalıklardan nefret ediyorum. Benim o kadar güçlü bir bağışıklığım yok. Artık bu sıcakta üşümek istemiyorum:(
Yoruldum.
Son olarak.
Filistin'e desteğim İslama desteğimdir. İşte o kadar. Doğrusunu Allah bilir.