Ferrante, bu romanda sadece iki kızın hikâyesini değil, dostluğun karmaşık doğasını anlatıyor. Lila ve Lenù, Napoli’nin yoksul ama canlı mahallesinde büyüyorlar. Birbirlerine hem hayran hem de rakipler. Bu ikili, dostluğun yalnızca sevgi ve dayanışma olmadığını, bazen kıskançlık, kırgınlık ve gizli bir rekabet de taşıdığını gösteriyor.
Romanın en güzel yanı şu: Karakterler öylesine gerçek ki, bazen kendimizi onların yerine koyuyoruz. Lila’nın sivri zekâsı ve asi ruhu, Lenù’nun düzen arayışıyla çatışıyor. Ama ne olursa olsun birbirlerinden kopamıyorlar. Ferrante bize, dostluğun kırılgan ama vazgeçilmez bir bağ olduğunu hatırlatıyor.
Dil sade, ama atmosfer çok güçlü. Napoli’nin dar sokakları, aile baskıları, fakirliğin gölgesi… Hepsi, bu arkadaşlığı hem şekillendiriyor hem de zorlaştırıyor.
Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım, büyümenin, kimlik arayışının ve dostluğun hem ışıklı hem de gölgeli yanlarını anlatan bir roman. Kitabı kapattığında insan, hayatındaki dostluklara dönüp yeniden bakıyor: “Gerçek dostluk sadece mutluluk anlarında değil, en zor anlarda da var olabilen midir?” Ahsen Erdoğan