En ağır cezanın sürgün olduğu Moran’da idam en büyük yasaktı. Eğer bir canı alırsanız başka can görmeye hakkınız yoktu. Ancak yüzyıllar öncesinde konulan bu yasak çiğnendi ve Moran’da ilk kez birinin ölümüne karar verildi hemde daha doğmamış bir canın.
Günümüz dünyasında yaşayan Nilüfer başına gelen tuhaflıklar neticesinde hayatının hiçte ummadığı gerçeklerini öğrenecek ve tahmin edemeyeceği tehlikelerle yüz yüze gelecek. Bu sırada ise Ormanın Koruyucusu verdiği yemini tutmak için her şeyi yapacaktı.
Moran bizim dünyamızdan farklı olarak tamamen doğa merkezli kurulmuş ve yemyeşil olan bir yer. İlk kitapta günümüz dünyasında daha fazla vakit geçirsekte Moran kısımları güzeldi ve umuyorum ki ikinci kitapta daha çok göreceğiz.
Yazarın yazım dili başlarda güzel gidiyordu hatta kendini bana baya hızlı okutturdu ancak aksiyonun girdiği bir kaç sahnede nedenini anlamadığım bir anlam karmaşası oldu. Bu durum devam kitabında düzelir diye umuyorum çünkü anlatımın geneline baktığımda çokta sorun yoktu.
Kurulan dünya ve Moran ise güel bir kurguya sahipti. Sizi keyifle ve merakla okumaya teşvik ediyor. Hikaye içerisinde birçok gizem var ve bazılarını çözüyoruz ama bir gizemi hala çözemedik ve bence bunun hakkında ilk kitapta daha fazla bilgi sahibi olmalıydık.
Kitabı alırken bir beklentim vardı ve okuduktan sonra bu beklentim ne tamamen hayal kırıklığına uğradı ne de doruklardaydı diyebilirim. Ancak Ormanın Koruyucusu’na ve kitabın kapağına bayıldım. Kapak tasarımı gerçekten çok başarılı. Devamında hikayenin nereye evrileceğini ve nasıl sonlanacağını merakla bekliyorum.