Gönderi

27 Kasım 2024’te Söyleşi Sunumum
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
MİLLET MAARİFİNDE AHLAK EĞİTİMİ (Değerli Hocalarım, konuma öncelikle ahlakı tanımlayarak, daha sonra ahlakın önemine değinerek başlamak istiyorum.) AHLAK NEDİR? Ahlakın birçok tanımı mevcuttur ancak genel anlamda ahlaka bakacak olursak ahlak, insanların kendilerine rehber aldıkları ilkeler bütünü, bir kişinin iyi niteliklerini ya da kişiliğini ifade eden kavram olarak da tanımlanır. Bazı düşünürlerimize göre Ahlak şu şekilde ifade edilmektedir. Nurettin Topçu, ahlakı; kişinin olaylara karşı verdiği ilk tepki olarak nitelendirirken Aliya İzzetbegoviç’ e göre “ahlak kişinin niyetinde aranır, eğer kişinin bir davranıştaki niyeti iyi olduğu halde davranışın sonucu kötü olsa bile o kişi iyi niyetlidir” şeklinde ifade etmektedir. İbrahim Kalın ise “Açık Ufuk” adlı kitabında ifade ettiği Ahlak, Kant’ın “vazife ahlakı” anlayışı gibi şu şekildedir: “sergilenen ahlaki davranışın bir menfaati, bir ödülü varsa o artık iyi değildir çünkü iyilik, sebep-sonuç ilişkisinin dışındadır” PEKİ, AHLAKIN ÖNEMİ NEDİR? (Buna Değinecek o lursak da) Topçu’ ya göre, insan şahsiyetini oluşturan üç unsur vardır: Birincisi; Maddi unsur, İkincisi; ruhi unsur, Üçüncüsü ise; içtimai unsur dur. Maddi unsur, biyolojik varlığımızdır. Ruhi unsur; duygular, tasavvurlar, istekler ve ideallerimizdir. İçtimai unsur ise, aile ve toplumdaki yerimiz, unvanımız ve başkalarının bize bağışladığı vasıflarımızdır. Topçu bu üç unsuru şu şekilde dengelememiz gerektiğini vurgulamaktadır: “Eğer maddi unsur, ruhi unsuru baskılarsa midelerin selameti için yaşayan, bedenleri kutsallaştıran, başarının manasını maddeleştiren, kin ve haset duyguları ön plana çıkan bir birey oluşur. Eğer içtimai unsur ruhi unsuru bastırırsa; kişi, şan ve şöhret kazanmak için kula kul olan bir bireye dönüşür.” Yani ruhi unsur, kişiye insan şahsiyetini kazandırdığından dolayı hem maddi hem de içtimai unsurun üzerinde tutulmalıdır. Kendisi ile barışık, hayatta karşılaştığı problemlerin üstesinden gelebilen ahlaklı bireylerden oluşan toplumlarda, huzur ve mutluluk hâkim olur. Bundan dolayıdır ki bir toplumda ahlak ve ahlak eğitimi son derece öneme sahiptir ve ahlak, sadece dine mensup bir kavram olarak düşünülmemelidir çünkü ahlak, insana insani değerleri yükleyen değerler bütünüdür. TARİHİMİZ BOYUNCA AHLAK EĞİTİMİ İSE ŞU ŞEKİLDEDİR: Osmanlı döneminde, ahlak eğitiminin kökeninde din vardı. Bu dönemde Ahlak eğitimi İslam’ın temel inanç ve sorumlulukları üzerinden veriliyordu. Çünkü İslam’ın hedefi mükemmel bir ahlaka sahip kâmil insan yetiştirmekti. Tanzimat dönemine gelindiğinde ise İslam dini, yine eğitimin omurgasını oluşturmaktadır. Ancak; 1860’lı yıllarda, mahalle mekteplerindeki eğitimin yetersiz olduğu düşünülerek, pozitif bilimler ve pratik dersler müfredata alınmıştır. 1969 yıllarında ise, Ahlak ilmi vazifeler ilmi olarak format değiştirmiştir. Bu durum Osmanlı eğitiminin Batıdan etkilendiğini düşündürmektedir. Çünkü bu dönemde Kant’ın ortaya koyduğu vazife ahlakı batıda oldukça büyük yankı uyandırmıştır. (Bu dönemde ders programlarına yeni birtakım dersler eklenmiştir.) II. Abdulhamit döneminde, devletin güçlenmesinin ancak İslam ahlakının güçlenmesiyle mümkün olacağına inanılmaktaydı. Bundan dolayı bu düşünceye yönelik okullarda Batılı bir disiplin anlayışı uygulanmakla beraber, öğrencilerde İslam ahlakının yerleştirilmesi ve güçlendirilmesi için tamamlayıcı hareketler uygulanmıştır. II. Meşrutiyet döneminde ise ahlak eğitiminin temelini Batı tarzı ahlak ve pozitif akıl olusturmaktadır. MİLLET MAARİFİNDE AHLAK EĞİTİMİ Bugünkü maarifimizin bütün gayreti, gençliğin terbiyesini ahlaktan fiziğe yani maddenin bilgisine indirgemek olmuştur. Topçu bu durumu şöyle ifade etmektedir: “Bugün okullarımız sadece birer atölye ve laboratuvar haline getirilmeye çalışılmaktadır” ... “Asrımızın başından beri her sahada olduğu gibi maarifte de garp taklitçiliği varlığını sürdürmektedir.” 1967 yılında ise Topçu şu cümleleri kurmuştur: “Otuz iki sene evvel felsefe programlarından mutlak hakikati araştıran metafiziğin Allah bahsi kaldırıldı. Allah'a götürüyor diye ertesi sene ruh bahsinin okutulması yasaklandı. Sonunda hakikat sevgisi uykuları kaçırdığı için liselerden bütün metafizik kovuldu. Maneviyata karşı koyan saldırı, birbirini takip etti”. Tarih ilerledikçe eğitimimizin içindeki ruhun boşaltıldığını, talebeyi makineleştiren bir müfredatın uygulandığı vurgulanmaktadır. AHLAK EĞİTİMİ ŞU ŞEKİLDE TESİS EDİLMELİDİR; Geleceğimize; kendini gerçekleştirmiş, olgun, ahlaklı, vatansever ve imanlı bireyler yetiştirebilmemiz için çocuk, tahsil almadan önce hayatı ve kendisini bilmeyi, ahlaki değerlerini öğrenmelidir. Yani Topçu’nun ifadesi ile “Her çocuk okula ilk başladığında bilgin adayı olarak değil, olgun insan, ahlaklı insan adayı olarak ele alınmalıdır.” Çocukluk ve gençlik çağlarının (hayata hazırlık çağlarının) büyük kısmı muallimlerimizin himayesi altında geçmektedir. Topçu’ya göre ahlak eğitiminde muallimin birinci ve en önemli vazifesi kendi şahsiyeti ile talebeye örnek insan olmasıdır. Topçu’ya göre, ahlak eğitimine öncelikle merhamet ve adalet duygusu telkin ettirmekle başlanmalı daha sonra ilim sevgisi ve hizmet aşkı talebeye zerk edilmelidir. Çocuğa yaşına uygun ölçüde arkadaşlarına ve başkalarına yardım vazifesi yüklenmelidir. Çünkü Topçu’nun “Hizmet sevgisi, insanın kendinden taşarak aleme yayılması gibi bir şeydir” ifadesiyle bir bireyin iç aleminin oluşumunda hizmet sevgisinin değerinin ne kadar önem arz ettiğini vurgulamaktadır. Topçu’ ya göre talebeye verilmesi gereken bir diğer ahlaki değer ise, hürmettir. Topçu “Hürmeti” ise şu şekilde ifade etmektedir: “Hürmet, alçalma ya da kendini eksiltme değil o insan cevherine karşı sevgiyle karışık bir hayranlık halidir”. “Günümüz maarifte çocuğa duyguları yoğrulması gerekmiyormuş gibi kültür dersleri, faraza tarih, coğrafya, edebiyat dersleri eşya dersleriymiş gibi öğretiliyor” Topçu’nun bu ifadeleri, temel derslerin şahsiyet oluşturmada da rol oynadığını vurgulamaktadır. Ve Topçu derslerin şu şekilde verilmesi gerektiğini izah ediyor: “Tarih dersi; yalnız bilgi olsun diye değil, daha çok irade olsun diye, coğrafya dersi; vatan sevgisi ve fizik dersi, kâinat sevgisi olsun diye mektepte okutulmalıdır…Edebiyat ve felsefe derslerinin verebildiği hakiki sevgi, insanda insanı ve kâinatı tekrar yaratan sevgidir”. Tarih dersleri ise sebep-sonuç ilişkisi ile bugünü ele alarak anlatılmalıdır. SONUÇ Topçu’nun kalp eğitimi diye nitelendirdiği ruh eğitimini alan talebe, başkalarına yük olmadan yetişebilecek meziyetlere; namusuyla, alın teriyle sahip olur ve hayatı kolay kazanmak emellerinden uzaklaşır. Zira ruh eğitimini tamamlayamayan, uzvi yaşayışlarına terk edilen talebelerden yarın; katiller ve zalimler çıkacağı gibi tek gayesi, maddeyi elde etmek olan, midesinin selameti için yaşayan gayesiz birer eğitimci, doktor, hukukçu ve sporcu ortaya çıkarabilmektedir. Cümlelerimi Topçu’nun şu sözüyle bitirmek istiyorum: “Bir mektep ki bize kendi ruhumuzu kavuştursun, her hareketimizin ahlaki değeri olduğunu tanıtsın, hayaya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin; her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın, vicdanlarımıza her an Allah’ın huzurunda yaşamayı öğretsin.” (Bu da ancak maarifteki eğitimin Anadolu’nun ruhuna ve İslam’ın idealine uygun olacak şekilde verilmesi ile gerçekleşecektir.) Beni (Sabırla ve ilgiyle) dinlediğiniz için teşekkür ederim…
Türkiye'nin Maarif DavasıNurettin Topçu · Dergâh Yayınları · 2022375 okunma
·
198 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Anladığım kadarıyla Üstadın davası, günümüz maarifinin odaklandığı bireysel başarı ve rekabetin ötesinde; milletine/islama hizmeti esas alan, -ben- değil "'biz"' bilinciyle yoğrulmuş ahlaklı "'gönüller'" yetiştirmek. Bu davanın ruhunu yaşatma arayışı sunumunuz için teşekkür ederiz. Kaleminiz ve başarınız daim olsun.