DOĞU BATI ARASINDA RODOPLU
10/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2025 87. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2025 21:14
‘’Ben, ahlak üstüyüm!’’ ‘’Hayır, hanımefendi, sen sadece bir lafazansın. Ussal düzenlemelerin ardına sığınıp, hayatı yok sayabileceğine inanan bir lafebesisin.’’(s.476) Bu girizgâhı, bütün bir kitabın konsantresi hükmünde olan ‘’Türk aydını iki cephede savaşır.’’ diye başlayıp; savaş mevziisini Türk toplumunun hoyratlığı ve Batı’nın kendini beğenmişliği olarak niteleyen arka kapak yazısını, içerde ve dışarda yaşanan bu harbin esas mevzusunun telmihi sayabiliriz. Bu benim son celsede kitaba en uygun bulduğum hükmüm tabii. Son celseye kadar onlarca hüküm bildiren hatta emsal sayılabilecek kararlar veriyor Rodoplu. Bu kararlardan sonuncusunu ilâm ediyorum kitaba. Ve ayakta alkışlıyorum; Viva la Rodoplu… Viva la Rodoplu. Birinci kitabın aksine Rodoplu’nun savaşı birden çok cepheye sıçrar 'Nuke' Türkiye!'de. Kendi topraklarının bildik entelejansiyası onu oldukça yormuşken artık bir de Birleşik Devletler oryantalizmi çıkmıştır. Oryantalizm İslam Medeniyetinin; kitabın değerlendirmesi ile ‘orient’ yani Doğu’nun /şarkın en kadim imtihanlarından biri olmuştur. Batı’nın Doğu’yu tanımak kisvesi altında hallaç ettikleri bu eylem planı her zaman Doğu’luların yani biz yerlilerin zayiâtına sebep olmuştur. "Nuke" Türkiye’de de oryantalizm tabiri açıktan kullanılmasa da Birleşik Devletler’den kitaba misafir olan Pavloviç’lerin sebeb-i ziyareti âyândır. Nuke Türkiye eserin içerisinde de dönem analizi olarak sunulan İran-Amerika siyasi ilişkilerine bir nazire olarak ‘’İran’a nükleer bomba’’ sloganından devşirilmiştir. Önce anlaşılır olmayan bu slogan, eserin sonlarına doğru Diana Pavloviç karakterinin çatlayan sesiyle okurun kafasındaki taşları yerine oturtmuştur. Serinin merkezi ve kontrolörü niteliğindeki Rodoplu ve Mehmet ( ismi birinci kitabın sonunda okura sabrının bir karşılığı gibi ağırdan sunulan o ‘tarikdâş’ ) kitabın esas kahramanlarıdır yine. Bu kez Mehmet arka plandaki flu bir sesten ibaret değildir. Hatta çoğu yerde Rodoplu değil Mehmet’tir mevzuların dili ve sesi. Ve Özden’leri mumla aratan Pavloviçler… Pavloviçlerin hikâyesi ikinci kitabın esas temasını oluşturur. (Okur birinci kitapta film yapmak için senaryo arama maksadıyla Rodoplu’yla tanışan Amerika’lı Diana Pavloviç’i hatırlasın. ) Türkiye’ye Doğu Kültünü incelemek için gelen Tazyik Yahudi’si akademisyen David Pavloviç ve eşi Pürüten Hristiyan’ı Diana Pavloviç karakterlereleri, Batı’nın Doğulular üzerinde ki su-î emelini gözler önüne sermiştir. Batı’nın Doğu kültürü üzerinde ki emperyalizmi David Pavloviç, bitmek bilmez oburluğu ise Diana Pavloviç üzerinden okura çok yönlü bir izahatla anlatılmıştır. İçinde akademi, eğitim, cinsel yönelim, dinler tarihi(Yahudilik, Hristiyanlık, Yeni Kudüs, Boston vs), Türk cumhuriyet tarihinin ideolojilerinin de yer aldığı bu geniş izahat bir dönemin aynası niteliğindedir. Bunun dışında; Diana’nın hizmetçisi Nesibe; Nesibe’nin kocası Abdullah; Saz hocası Sabri; Diana'yı etkileyen Melami, sûfî şeyh Giritli Seyfettin İhsani; başörtülü öğrenci Zehra Bardakçı; ülkücü öğrenci Alper Tunga… Her biri David ve Diana karakterleriyle olan ilişkileriyle biz yerlilerin farklı bir yönünü anlatır. Bazen ideolojik bazen dini bazen kültürel kimliklerimizin dışa vurum şekilleridir bu isimler. Bunlar içinde hikâyeyi şekillendiren ve nihayete erdiren karakter Nesibe karakteri olmuştur. Diana’nın akıllara zarar yabancılaşması, cinsel ve kültür kimliğinin karmaşasının hay huyu Nesibe karakteri üzerinden anlatılmıştır okura. Cinsel yönelim kelimesinin yazı dili dâhil, her söyleminin rahata kavuşturulduğu şu günlerimizin aksine, 1993’te yazılan bu içerik nasıl bir infial yaratmıştır bilinmez ama asgari herhangi bir okur için kolay okunabilir bölümler değildi. Tabii Alatlı’nın bu yazın oyunlarını bilen için; metnin okunduğu gibi anlaşılmayacak, siyak sibakıyla, ehemmi mühemiyle aslında söylenenden çok fazlası olduğu hakkını kitaba iade etmek yerinde olacaktır. Çünkü Diana’nın Nesibe’ye olan gayri ahlakî, gayri tabiî, gayri fıtrî duygularını ilk hal ve vaziyetiyle anlamak hikâyenin bu kısmını sıradan bir pembe diziden ya da yalan rüzgârlarından farklı hâle sokmayacaktır. Alatlı yine bir şey yapmış ve taşları yerinden oynatmış, yazın cazibesi gereği meseleyi satır üzerinden, satır aralarına taşımıştır ve Diana nezdinde büyük amerika’ya şu söylenmiştir; ‘’ İhtiyacın var diye her şeyi kullanmak zorunda mısın, Allah’ın belası Amerika’lı! İhtiyaçlarının da senin de canın cehenneme! Ne doymak bilmez oburluktur bu!’’(s.406) Alev Alatlı, yansıması hâlâ devam eden ve hatta ayyuka ulaşmış, çözüm bulunamamış, Türkiye gündemini zaman zaman meşgul eden özgün konularla şekillendirdiği, ’’ Or’da Kimse Var Mı? ‘’ serisinin ikinci kitabı ile meselelerin karşısında öylece durup durulamayacağını, sözel bir eylem ile/de baş kaldırılması gerektiğini bir kez daha okura ayân etmiştir. Bu ayânla Alatlı, ‘’ 'Nuke' Türkiye! ’’ diye çatlayan; emperyal, kapital, hedon, siyon seslere inat, bu kez yeryüzündeki bütün yerliler adına, yerli bir haykırışla nihayete erdirir eserini; "Yine de, biz yerliler kazanacağınız!" (s.480) 🪻 Alev Alatlı 'Nuke' Türkiye!
'Nuke' Türkiye!Alev Alatlı · Kapı Yayınları · 2024277 okunma
·
1 +1'leme
·
500 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Râbia
Gönderi Sahibi
"Bu toplumda biliyor olmak mutlak surette bir haksızlığa maruz kalmak demektir. Çünkü bilgi borçlandırır, anlamak zorunda bırakır. Cahil, acıma duygusu uyandırır. Yıkıcılığı bağışlanır. Bu, onların lüksüdür. Oysa aydın, bilgilenmek gibi bir suçtan müebbeten mahkûm edilmiştir Bastığı yerde ot bitmeyen cahili vicdanının demir parmakları arasından seyreder."