... milliyetçiliği yalnız biz bize olmakta, içe kapanmakta sanıyordum. "Ziya Gökalp"in;
Aruz sizin olsun, Hece bizimdir
deyişindeki dar görüş içindeydim. İlk verdiğim "edebiyat" derslerinde talebeme edebiyat yerine "sav erdem" dediğim olmuştu. Bir dilin bütün kelimeleriyle "özdil" olamayacağını biliyor, ama yine de içimin isteğine kapılıyordum. Bunda bir parça da İmparatorluğumuzun yıkılışını, bize kendi öz milletimize ve öz vatanımıza dönüş diye tanıtan ve yalnız Anadolu topraklarına sığınmamızı bir zafer gibi gösteren zihniyetin tesîri vardı. Bu "özdil" gibi acayip bir "öz vatan" anlayışıydı. İyi ama "Edirne" öz vatandı da "Selânik" ve "Üsküp" neden değildi?
Üsküp ki Yıldırım Beyazıd Han diyârıdır
Evlâd-ı fâtihâne onun yâdigârıdır
diyen şair yanlış mı söylüyordu? Üsküp şehrini hiç yoktan vâr edenler biz Türkler, bizim atalarımız değil miydi?
Kars, Ardahan öz vatandı da Kerkük neden değildi?
Fakat şu son yıllarda şehir kızlarımızın giydiği kaba, iri makine dikişli, soluk renkli, dar Amerikan pantolonlarının zevksizliği yanında "yörük kızı Ayşe'nin hâlâ çok güzel ve çok millî bir hava ile dalgalanan zarif "şalvar"ını ondan da, yâni gömlekten de cana yakın bulurdum.
Sonra başımı önüme eğer, üstümüze giydiklerimizi daha derin düşünürdüm. Kadın veya erkek giyimine âit çeşitli eşyâmızın yüzde doksan firenkçe oluşuna, hele bizim eski çağlardan beri "büyük milleti" olduğumuz şark medeniyetinden koparak kötü bir batı medeniyeti taklitçiliği içinde, kılığımızın kıyafetimizin isimlerini bile başkalarından alacak hâle gelişlerimize bir hayli üzülürdüm.