Postmodernist bir bakış açısı
8/10
·156 syf.··
2025 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2025 23:46
Postmodernizm, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Dünya edebiyatında önemli bir yer bulan bir akımdır. Türk edebiyatında vücut bulması ise vakit almıştır. 1985 yılında yayınlanan Beyaz Kale, postmodernizmin ilk örneklerinden sayılmakla birlikte Orhan Pamuk’un bu anlamda yazdığı ilk kitaptır ki, sonraki kitaplarıyla ve aldığı Nobel ödülüyle Orhan Pamuk, Türk edebiyatındaki en iyi postmodernist yazarlardan biri olduğunu kanıtlamıştır. Bu yüzden, öncelikle kitabı biçimsel anlamda irdelemek gerektiğine inanıyorum. Yalnız, buna geçmeden önce, hikayenin 17. yüzyılda 4. Mehmed döneminde yaşayan ‘Hoca’ olarak adlandırılan kişiyle kendisine bir paşa tarafından verilen Venedikli Köle arasında geçtiğini söyleyelim. Birbirlerine fiziksel olarak benzeyen bu iki kişi, düşünsel anlamda da birçok ortaklığa sahiptir. Gelelim, kitabın biçimsel anlamda ortaya çıkan postmodernist özelliklerine. Bunlardan ilki, tarihsel üstkurmaca anlatı biçimiyle yazılmış olmasıdır. Orhan Pamuk, bu kitabında birincil yazar olarak gözükmez (kitabın en sonundaki bölüme kadar), bütün olay perdesini başka bir yazara, yani Venedikli Köle’ye ve hatta asıl nüshadan çevirisini yaptığını ileri süren Faruk Darvınoğlu’na anlattırır. Rüya içinde rüya benzeri, öykü içinde öykü vardır. Olay örgüsü her ne kadar 4. Mehmed döneminde geçse de hepsi gerçeği tam anlamıyla yansıtmaz, ki giriş bölümünde bu açıkça belirtilir. Tarihsel olaylar çarpıtılarak yeni bir anlama büründürülür. Postmodernizmin niteliklerinden bir diğeri de kısaca yazarın başka bir yazarı, metni, paragrafı vs açık veya kapalı bir şekilde alıntılaması, kullanması, farklı tanımlaması olarak adlandırılan metinlerarasılıktır. Örneğin, Beyaz Kale kitabında giriş bölümünün yazarı olarak gördüğümüz Faruk Darvınoğlu karakteri aslında Orhan Pamuk’un önceki romanlarından biri olan Sessiz Ev kitabında yer alır. Bir başkasında Cervantes’in meşhur romanı Don Kişot’a göndermede bulunur: ”Bir yolunu bulup esirlerle konuşayım, belki ülkemden haber alırım, diyordum, İspanyolmuş çoğu: Sessiz, cahil, ürkek şeyler, yardımdan ve yiyecek dilenmekten başka bir şey konuşacak halleri yoktu. Yalnızca bir tanesi ilgimi çekti: Kolu kopmuştu bunun, ama umutluydu; aynı serüvenlerin atalarından birinin de başından geçtiğini, sonra kurtulup kopmayan koluyla bir şövalye romanı yazdığını, kendisinin de aynı şeyi yapmak için kurtulacağına inandığını söylüyordu.” (s. 19-20). Benzer biçimde Evliya Çelebiye de yer verir romanında: ”Benden on, onbeş yaş büyük olmalıydı. Evliya’ymış adı, yüzündeki kederi görür görmez derdinin yalnızlık olduğuna karar verdim, ama öyle demedi: Bütün ömrünü gezilere ve bitirmek üzere olduğu on ciltlik bir seyahatnameye vermiş …” (s. 171). Dahası, Hoca’nın harıl harıl cevap aradığı ‘Niye benim ben?’ sorusuna Arthur Koestler’in ‘Uykudagezenler’ eserinde Kepler yorumundan esinlenerek yer verdiğini Orhan Pamuk kitabın sonundaki derlemesinde anlatır. Beyaz Kale’nin metinlerarasılık bakımından zengin bir kitap olduğunu yazarın bu bölümdeki açıklamalarından kolayca anlamak mümkün. Aynı bölümde yer alan açıklamalarda, Orhan Pamuk hikayesini ikilik, özdeşlik, ikiz-benzer teması üzerine kurduğunu anlatır. Bunu yaparken hangi edebi metinlerden öykünerek eserini oluşturduğuyla ilgili okuyucuya da ipucu verir. Bu anlamda postmodernizm akımındaki pastiş (taklit etme, öykünme) ögesini kullandığını da açıkça görürüz. Bu ikiliklere bakıldığında karşımıza ilk önce Hoca ve Venedikli Köle çıkar; yani Doğu’nun ve Batı’nın bir nevi temsili. Bu ikilemi, Hoca’nın Batı’da bilim, sanat, astronomi, matematik, fizik gibi alanlarda bilgi sahibi olanlara dair bitmek bilmeyen sorularında söz konusu kişileri ‘onlar’ diyerek tanımlarken sezeriz. Benzer durumu, Hoca’nın astronomiyle ve icatlarıyla ilgili açıklamalarını saltanat erkanı ve halk anlamadığında görürüz: Hoca’nın gözünde hepsi ‘aptal’dır. Bu, uzun yıllardır ulaşmayı arzuladığımız Batılılaşma’yı işaret eder. Keza, kitapta geçen dönemi düşündüğümüzde Avrupa sözü geçen ilimlerde ilerlemiş, yeni ticaret yolları bulmak için denizcilik gibi alanlarda gelişmiş ve zenginleşmişken, Osmanlı padişahı avlanmak, vahşi hayvanlarla uğraşmak ve rüyalarını yorumlatmakla meşguldür. Bu da tam anlamıyla bir ironidir. Kitaptaki bir diğer öge, kitaba da adını veren Osmanlı ordusunun Avrupa’da fethedemediği beyaz kalenin adıdır: Doppio ki, İtalyancada ‘çift’ anlamına gelir. Birbirine fiziksel olarak çok benzeyen Hoca ve Venedikli Köle’yi kitabın başında her ne kadar karşı karşıya görsek de zamanla bu ikili yan yana gelir, sonunda ise biri diğerinden ayırt edilemeyecek kadar birbiriyle bütünleşir, adeta bir çiftin diğer yarısından başka bir şey değildir. Beyaz Kale, sunduğu derinlik ve anlatım gücüyle üzerinde düşünülmesi gereken bir romandır.
Beyaz KaleOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202311,2bin okunma
·
160 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.