Emin Özdemir, "Sözcüklerin Vicdanı" adlı eserinde edebiyatın insan yaşamındaki yerini, yaşlılık döneminin birikimleri ve duyuşlarıyla birleştirerek bizlere aktarır. Yazar, gençlik yıllarında okuduğu eserlerin kendisinde uyandırdığı etkilerle bugün yaşlılıkta edindiği farklı bakış açılarını yan yana getirir. Bu bağlamda edebiyatın zenginliği, yalnızca metinlerin sunduğu estetikten değil, insanın yaş aldıkça olaylara ve kahramanlara farklı derinliklerde yaklaşabilmesinden de kaynaklanır.
Özdemir, kimi zaman Fareler ve İnsanlar’daki bir karakterden, kimi zaman Dava’nın karanlık atmosferinden, kimi zaman da Çanlar Kimin İçin Çalıyor’un Maria’sından söz ederek aslında insanın çağlar boyunca aynı yönlerini koruduğunu vurgular. Ülkeler, dönemler ya da toplumsal koşullar değişse de insanların acımasızlığı, duyarlılığı, iyiliği ve kötülüğü benzer biçimlerde karşımıza çıkar. Eser, bu yönüyle edebiyatın bize neden gerekli olduğunu, neden romanları okumamız, şiir mısralarına kulak vermemiz gerektiğini hatırlatır.
Yazar, edebiyatın “karın doyurmadığını” kabul eder; ancak edebiyatın insan ruhunu doyurduğunu, yaşamı anlamlandırdığını, insana kendi derinliklerini tanıttığını da güçlü bir şekilde ortaya koyar. Vargas Llosa’nın Nobel Ödülü’nü İspanyol dilinin zenginliğine bağlaması, dilin ve kültürün bir milleti yüceltmedeki önemine işaret eder. Özdemir, aynı soruyu Orhan Pamuk üzerinden bizim için sorar: Dilimiz ve kültürümüz bizleri hangi yönleriyle yüceltmektedir? Orhan Pamuk'un bu duyarlılığı yansıtmadığını söyler.
Eserin başlığı olan Sözcüklerin Vicdanı, içeriğe dair önemli bir ipucu verir. Yazar, sözcükleri derinlemesine duyumsamayı, onların insanın yürek vuruşunu nasıl anlattığını göstermeyi amaçlar. Sözcüklerin bir madenci titizliğiyle işlenmesi, onun dil üzerine verdiği emeğin kıymetini gözler önüne serer. Bu noktada yazar, yalnızca Türk edebiyatından değil, dünya edebiyatından da örnekler getirerek sözcüklerle insan arasındaki ilişkinin evrenselliğini ortaya koyar.
Ona göre her okur-yazar bir okur yaratmaz; okur olmak, sorgulamak, düşünmek ve anlamak için çaba harcamayı gerektirir. Vicdan da aynı şekilde bir muhasebe, düşünme ve duyarlanma alanıdır. Bu nedenle eserin başlığı, hem dil hem de içerik bakımından isabetli bir seçimdir.
Yazar, yer yer siyasi göndermeler de yapar; ülkenin kanayan yaralarının sözcüklerle örtülmeye çalışıldığını, yalanın ve aldatmacanın içinde gerçeğin boğulduğunu söyler. Paranın ve gücün değerleri belirlediği, değersizi değerli kıldığı bir çağda edebiyatın vicdani sorumluluğunu hatırlatır. Dostoyevski’den alıntılarla da insanın insana karşı sorumluluğunu vurgular ve bizlere yapacak çok işimizin olduğunu hatırlatır.