Kitap, Afganistan'da yaşanan rejim değişikliklerinin gölgesinde yaşayan ve sonradan kaderleri birleşen iki kadının, Meryem ve Leyla'nın hayatlarını konu alıyor. Biri toplumun baskısı altında doğuştan “kusurlu” kabul edilen bir evlilik dışı çocuk, diğeri ise umut dolu bir geleceğin hayalini kuran genç bir kız. Hayatın acımasızlığı onları aynı evin duvarları arasında buluşturuyor ve düşmanlıktan doğan bağ, zamanla dayanışmaya, ardından da gerçek bir kardeşliğe dönüşüyor. Kitap kadın dayanışmasının en dokunaklı anlatılarından biri.
Savaşın yıkıcı yüzünü gösterirken, sevginin, fedakarlığın ve dayanıklılığın insanı nasıl ayakta tutabileceğini de hissettiriyor. Satır aralarında Afganistan’ın kültürel dokusu, sokakları, evleri ve savaşın gölgesinde kaybolan çocukluklar da okurun gözünde canlanıyor.
“Bin Muhteşem Güneş”, hem bir ülkenin trajedisini, hem de kadınların suskun çığlığını, umut için verilen mücadelenin evrenselliğini anlatıyor. Okuduktan sonra kolay unutulmayacak bir kitap olduğunu düşünüyorum.