Kitap üç öyküden oluşuyor: Bezginlik, Ay Işığı Sokağı ve Leporella.
İlk öykü Bezginlik bize şu gerçeği gösteriyor: Binlerce insan aynı yazgıyı paylaşır; yaşananların her biri aslında her gün rastlanan bir trajedidir. Ama kahramanımız yine de şimdiye kadar hiç kimsenin bunu böylesine sert bir biçimde yaşamadığını düşünür. O, bir bezgindir. Öyküde Liebman, bu tür içsel sıkıntıları yaşayan biridir. Karşısındaki adam ise hayatı boyunca yüzeysel verdiği kararların nasıl sonuçlar doğurduğunu hiç düşünmemiştir. Onun düşüncesizce attığı bir adım, başka bir insanın bütün hayatını değiştirmeye yeter. Ve öyle acılar vardır ki küçüktür belki, ama yaşandığında insanın bütün öteki acılarını bastırır, tek başına her şeyin üzerine çöker.
İkinci öykü Ayışığı Sokağı’nda denizci karakterimiz, hiç bilinmediği küçük bir liman kentinde gemisini durdurur. Denizciler, denizlerde geçirdikleri tehlikeli ve yabancı gecelerin ardından, şehvet hayallerini bir saat içinde gerçeğe dönüştürebilecekleri bu şehirde kendilerini sokağa atarlar. Çünkü orada her şey vardır: kadınlar, oyun, içki… Ve bütün bunlar içeride gizli kalır. Yazar burayı “ilkelce ve şehvet konusunda düzen bilmeyen son fantastik kalıntılar” olarak tanımlar. Dürtüleriyle hareket eden hayvanlarla dolu sokaklarda denizcimiz bir hikâyeye tanık olur. Ve bu şekilde başlayan hikâye, hiç beklemediğimiz bir yönde gelişir. “Yok artık” dedirtecek kadar çarpıcıdır.
Üçüncü öykü Leporella. Kısaltılmış adıyla Cenzi, güçlükle düşünen, yavaş kavrayan, zihninde bir düşünce oluştuğunda ise ona sıkı sıkıya bağlanan bir karakterdir. Hiç okumaz, yazmayı bilmez. Erken saatlerden geç saatlere kadar temizlik yapar: süpürür, yıkar, fırçalar… Asla tatil yapmaz. Tek düşüncesi ve mutlu olduğu tek şey nakit paradır; onu da yaşlandığında düşkünler evinde kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmek için biriktirir. Bir gün daha yüksek bir ücret teklifi alır ve baronun evinde çalışmaya başlar. Baron çapkındır ve evlidir; evliliğindeki sorunlardan hep kaçar, evinde sürekli kaçamaklar yapar. Günün birinde sevgilisi, barona “Don Juan” adını takar; hizmetçisini çağırması için de Genzy için, “Leporella’nı buraya çağırsana” der. Böylece zihnimizde ünlü Don Juan’ın Leporella’sı canlanır: efendisine muhalif ama çoğu zaman onun çapkınlıklarına yardım eden sadık bir figür. Yazar, bu isimle birlikte hikâyenin ana çatısını da kurmuş olur.
Stefan Zweig , bu üç öyküsünde de insan ruhunun en kırılgan noktalarını yakalıyor. Saplantılı ya da fazla duyarlı karakterlerin, umursamaz ve düşüncesiz insanlarla karşılaştıklarında nasıl sarsıldıklarını, hayatlarının nasıl yön değiştirdiğini anlatıyor. Bu karşılaşmalar bir anlık tesadüf gibi görünse de aslında insanın kaderini belirleyen dönüm noktalarıdır. Zweig’ın öykülerinde acının kaynağı çoğu zaman büyük trajediler değil, küçük görünen ama derin izler bırakan yaşantılardır.
Kendi hayatından da izler taşıyan bu metinler, Zweig hayranları için vazgeçilmezdir. Onunla hiç tanışmamış okurlar içinse iyi bir başlangıçtır; çünkü her biri kısa ama yoğun, psikolojik derinliğiyle unutulmaz üç öykü sunar.
Ay Işığı SokağıStefan Zweig · Can Yayınları · 202482bin okunma