“Bazı kitaplar vardır, çocukluğun saf gözyaşını yıllar sonra bile gözlerine çağırır. Şeker Portakalı tam da öyle bir kitap.”
Zeze’nin dünyasına adım attığınızda, yalnızca bir çocuğun yaramazlıklarını değil; fakirliğin, sevgisizliğin ve hayata tutunma mücadelesinin bütün ağırlığını görüyorsunuz. Çoğu kişi Zeze’yi “yaramaz” diye okur; oysa ben her sayfada, anlaşılmayı bekleyen küçücük bir yüreğin çırpınışını gördüm.
Şeker portakalı fidanı, aslında Zeze’nin yalnızlığıyla konuştuğu bir dost. Portuga ise onun hayatına geç de olsa uğrayan şefkatin adı. Bu iki varlık, Zeze’nin çocukluk evreninde “umut” ve “sevgi”nin iki kanadı gibi. Ama biliyoruz ki çocukluğun masumiyetini de en çok kayıplar büyütür. Portuga’nın kaybı Zeze’yi de büyütüyor – belki de en acımasız şekilde.
Bu kitap bana şunu hatırlattı: çocukların iç dünyası göründüğünden çok daha derindir. Bir çocuğun gözyaşı, bazen bütün bir toplumun acısını anlatır. Eğer hâlâ okumadıysanız, Şeker Portakalı yalnızca bir çocuk hikâyesi değil; yüreğinizde iz bırakacak bir “hayat hikâyesi.” José Mauro de VasconcelosŞeker Portakalı