Dr. Nancy C. Andreasen’in kaleme aldığı Yaratıcı Beyin, Dehanın Nörobilimi adlı kitabı, ilk kez 2005 yılında yayımlandı. Türkçeye çevirisi ise 2009 yılında Arkadaş Yayınevi tarafından yapıldı.
Benim için önemli olan bazen kitabın kendisinden çok, o kitabın bana düşündürdükleri ve hissettikleri oluyor.
Bu kitap baktığımızda çok basit, bir kaç makale araştırma vs okunup yazılmış bir kitap.
Ama bana düşündürttükleri, beynimin yaratıcılığa odaklandırması çok güzel oldu.
O yüzden çok sevdim.
Ne istiyorum, ne seviyorum, nerede olmak istiyorum, hayallerimi düşündüm durdum hep.
Michelangelo ile Da Vinci, Floransa akademisi kısımları en keyifli bölümlerdi.
Tarih okurken hep sıkıldığım için bu insanların hayatlarına dair pek bilgim yoktu. Ama ikisinin de aslında varlıklı ailelerden gelmemelerine rağmen, yaratıcılıklarını konuşturup bize muhteşem eserler bırakmış olmaları azimlerinden, mükemmeliyetçiliklerinden, genlerinden, çevrelerinden geliyordu.
Bazen bazı şeylerin bizim elimizde olmadığına, ne yapsak düzeltemeyeceğimize, değiştiremeyeceğimize, şanssız olduğumuza o kadar odaklanıyoruz ki, hiçbir şey yapmıyoruz.
Halbuki hayat, güzel şeylerin ortaya çıkması için bazı şeyleri BOŞVERİP, ortaya güzel bir şey çıkartmamızı gerektiriyor.
Güne uyandığımızda bile milyar milyon şeyi boşverip bunu yapmış oluyoruz ama tam olarak farkında değiliz.
Bir şeyi yapmamak için bahaneler uydururken farkında oluyoruz ama fazlasıyla. Bu da negatife odaklanmanın daha kolay olmasından geliyor.
Neyse bu kitap sayesinde yeni kararlar aldım, mükemmeliyetçiliğimi ve yaratıcılığı konuşturup uygulayacağım, eğer başarılı giderse, ileride dönüp diyeceğim ki o zaman bu kitabı okumuştum onun da etkisi oldu. :)
Kitapların hayatımızı doğrudan etkilemesi de aslında yine beynimizin görme dinleme konuşma düşünme vs duyulardan geliyor. Bebekleri düşünürsek mesela, kasları beyin gelişimleri her gün uyanıp yaptıkları aktiviteler ile doğrudan ilişkili, o yüzden gün içinde yaptığınız aktiviteleri düşünün, bunlar beyin gelişiminiz için iyi mi? değil mi?
ne izlediğimiz, dinlediğimiz, konuştuğumuz ÇOK ÇOK ÖNEMLi!
Bebekten farksızız, ama bunu unutup (boşverip) dümdüz yaşıyoruz.
Halbuki içimizde gelişmekte olan bir beyin var her gün, dikkatli olmalı, iyi yönde ilerletmeliyiz.
Kitapta bir kısımda Londralı taksi şoförleri ile 9 yaşında müzik enstrümanı çalmaya başlamış kişilerin beyinlerinin gri madde oranından bahsediyordu:
bu kısım aslında nöroplastisite ile ilgili meşhur araştırmalara dayanıyor.
Londralı taksi şoförleri üzerine yapılan bir çalışma (Maguire ve arkadaşları, 2000):
• Londra’da taksi şoförlerinin “The Knowledge” denen çok zor bir şehir bilgisi sınavına hazırlanması gerekir (binlerce sokak, rota, mekân ezberlenir).
• Bu şoförlerin hipokampus bölgelerinde (özellikle arka hipokampus) gri madde hacminin arttığı bulunmuştur.
• Yani, yoğun mekânsal bellek kullanımı beynin yapısında ölçülebilir değişikliklere yol açıyor.
9 yaşında müzik enstrümanı çalmaya başlayanlar üzerine yapılan çalışmalar (örn. Gaser & Schlaug, 2003):
• Çocuk yaşta başlayan müzik eğitiminin, serebral korteksin gri madde yoğunluğunu özellikle motor kontrol, işitsel işleme ve koordinasyon bölgelerinde artırdığı gözlemlenmiştir.
• Yani erken yaşta düzenli müzik eğitimi, beynin yapısını kalıcı biçimde etkileyebiliyor.
Londralı taksi şoförleri her gün karmaşık yolları ezberlediği için hipokampüsleri gelişiyor; müzisyenlerin ise motor ve işitsel korteksleri, ayrıca prefrontal korteksleri, yaratıcılık ve parmak becerilerini destekleyecek şekilde büyüyor. Andreasen’in vurguladığı şey çok net: Beyin, hangi işi çok yaparsak ona göre değişiyor ve gelişiyor. Bu kitap, yaratıcılık, deha ve beynin nörobiyolojisi hakkında hem bilimsel hem de okunması keyifli bir bakış sunuyor.
Beyninize faydalı şeyler verin :)