Kendimi bir nehrin içinde sürükleniyor gibi hissettim; akıntısı güçlü, yönü belli ama üzerinde duracak bir yer yok. Kitap, bana bir zamanlar elimden kayıp giden dostlukları, kelimelerle anlatamadığım kırıklıkları ve sessizce içimde biriktirdiğim özlemleri hatırlattı. Karakterlerin terk edenlerle kalanlar arasında gidip gelen ruh hâli, kendi hayatımdaki seçimlerime çarpan bir aynaydı; bazen acıtan, bazen de yüzümü ısıtan bir ışık gibi.
Okurken bir yandan geçmişime döndüm, sokakları, mahalleleri, çocukluğumun saklı köşelerini anımsadım. Bir zamanlar arkadaş dediğim insanların gidişi, bir öğleden sonra boşalan parka bakışım, kendimi fark etmeden büyüyen yalnızlığım… Ferrante bunları öyle bir yoğunlukla anlatıyor ki, her cümlenin ritmi kalbimin atışıyla eşleşiyor. Ben, karakterlerin hissettiklerini yaşarken kendi yaşanmışlıklarımı da bir yandan tartıyorum; hangi adımlar doğruydu, hangi elleri tutmalıydım, hangi sesleri duymazdan geldim…
Aşkın karmaşasını okurken içimde bir sıcaklık ve sarsıntı aynı anda hissettim. Sevdiğimiz insanlarla olan ilişkiler, bazen bizi tamamlayan, bazen de bizi eksik bırakan birer gölge gibi. Kitapta geçen her yakınlık ve uzaklık, kendi kalbimin derinliklerinde yankılandı. İlk gençlik hatalarım, sessiz pişmanlıklarım, belki de hiçbir zaman telafi edemeyeceğim kırıklıklar bir anda önümde durdu. Ama Ferrante bana, her kaybın ve her terk edişin insanı nasıl güçlendirdiğini, nasıl yeni farkındalıklar getirdiğini de gösterdi.
Karakterlerin içsel yolculukları, benim kendi ruhumla yaptığım hesaplaşmalarla birleşti. Bir sahne vardı, yalnız kalan birinin kendi evinde sessizce oturuşu, geçmişiyle ve kayıplarıyla yüzleşmesi… Ben o anda kendi odama döndüm, eski fotoğrafları karıştırdım, bazı hatıraların üzerindeki tozu üfledim ve bir zamanlar unuttuğumu sandığım hislerin hâlâ canlı olduğunu fark ettim. Ferrante’nin anlatımı, geçmişle bugün arasında bir köprü kuruyor ve insanın içsel dünyasına dokunuyor.
Çünkü terk edenler ve kalanlar sadece karakterler değildi; onların her kaygısı, her pişmanlığı ve her umudu, benim de yaşamımın bir parçası olmuştu. Kitap, bana insan olmanın kırılganlığını ve aynı zamanda dayanıklılığını hatırlattı; kaybedilenin ardından yeniden ayakta durabilmenin sessiz gücünü. Ve bütün bu yoğun duygular arasında, kendi hayatımı, geçmişimi, seçimlerimi ve küçük zaferlerimi yeniden düşünerek, Ferrante’nin kelimelerinin bana nasıl bir yoldaş olduğunu fark ettim.