John Steinbeck bu kitabı için; “Hep bu kitabı yazmak istedim, bu kitabı yazabilmek için çalıştım, bu kitabı yazabilmek için dua ettim,” demiş ve “Bu eseri yazabilmek için diğer eserlerimi yazdım,” diye eklemis.
Bütün övgüleri sıralamak isterdim bu kitaba. Felsefî bakış açılarının derinliği, karakterlerin psikolojik tahlillerindeki gözlem yeteneği, yeterince edebî unsurla üslubun yalınlığı… Nereden bakarsam bakayım John Steinbeck’e hayranlığım arttı. Uzun soluklu bir okuma tercih ettim bu kitap için. Aralara başka kitaplar alıp tekrar döndüm. Okuduğum yerleri yeniden okuyarak devam ettim. Hayatımda okuduğum en iyi kitapların ilk 5’ine alabilirim, öyle sevdim.
İyilik ve kötülüğün ezeli mücadelesini işlediği başyapıtında Habil’le Kabil’den, insanın içindeki kötülükle mücadelesinden, dostluğun içimizi ısıtan gerçekliğinden, kardeşliğin yakıcı duygularından derinlemesine bahsediyor. Karakterlerin her biri ince ince işlenmiş. Samuel ’acı söyleyen dostluk’un ne olduğu üzerine uzun uzun düşünmemi sağladı. Bir türlü kafamda oturtamadığım ‘dost acı söyler’ ifadesi Samuel’in dostluğuyla yeniden şekillendi. Samuel’in doğru müdahalesiyle şekillenen yol ayrımı ve bildiğimiz ‘acı söylemler’ arasındaki farkı daha iyi anladım. Adam, hayatında başa çıkılması zor birçok olaya rağmen şanslı bir adamdı çünkü Samuel ve Lee gibi dostları vardı.
Samuel, gerçek hayatta John Steinbeck’in dedesi. Gerçekten yaşanan bir olaydan esinlenerek mi bu kitabı yazdı yoksa dedesine selam vermek mi istedi bilemiyorum. Kendi küçüklüğünden ve evlerinden bahsettiği kısımları okurken çok duygulandım.
Kitabı kapattığımda tüylerim diken dikendi. Bağrıma bastım uzunca. Her zaman böyle kitapları bulamıyorum ama bu kitapları bulmak için diğer kitapları da okumaya devam edeceğim. İyi ki kitaplar var. Cennetin Doğusu