Tüm totaliter sistemlerde olduğu gibi, bireyler ne kadar az bilirlerse o kadar daha iyidir. Bu bağlamda tek tip olma ve tüketim kültürünün yeknesaklığı önem arz etmektedir. Bu toplum yapısında dert ve sorunlara karşı şipşak çözümler üretilmiştir. Soma denen uyuşturucu ve rahatlatıcı haplar, mutat tüketilen ürünlerdendir. Esasında, tüm bu araçlarla birey bir cendereye sıkıştırılmış durumdadır. Ancak, bireye özgür olduğu şartlandırıldığından birey köleliğinin farkında bile değildir. Eserin dünyasında insanlar piramidi andırır şekilde kategorilere ayrılmış durumda: Üsten alta doğru insanlar Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilonlar şeklinde kategorize edilmiştir. Sınırsız yetkili Mustafa Mond’un ismi dikkat çekmektedir. İsmin Mustafa kısmının eserin yazıldığı yıllarda hüküm süren Mustafa Kemal Atatürk’ten, Mond’un ise İngiliz sanayici, finansör ve siyasetçi Alfred Mond’dan mülhem olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Kanımca, George Orwell’ın Türk Devrimi’nden etkilenmesi 1984’te varlığını, özellikle oluşturulan yeni dil konusunda, daha fazla hissettirmektedir. Modern toplumlarda, diğer konulardan farklı olarak şartlandırma ve algı konusunun ele alınış tarzı son derece ilgi çekicidir. Her ne kadar ülkelerin demokratik şekilde idare edildiği belirtilse de, şartlandırma ve algı konusu değerlendirildiğinde, yönetim konusunun da bir şartlandırma ve algıdan ibaret olduğu ve bireylerin gerçek iradelerinin tecelli etmesine asla ve asla imkân verilmediği net bir şekilde görülecektir. Modernizm eleştirisi bile modernizmin temel veri kabul edilmesiyle sorunludur. Modernizme alternatif sistem önerisi bulunmadığı gibi modernizmin dışına çıkma gayretleri de ucube olarak gösterilmektedir. John’un sonu ve “Vahşi” olarak nitelendirilmesi de bunu göstermektedir. Modernizm eleştirisi de bir bakıma modernizm verileri ile yapıldığından gerçek anlamda alternatif ortaya koyamamaktadır. Yazarın kafasının bu anlamda çok da net olmadığı söylenebilir. Sanal yaşam ve tüketim çılgınlığı ve bu dürtünün canlı tutulmasında kadınların ağırlıklı olarak kullanılması artık bu dünyanın bir gerçeği. Yaklaşık yüz yıl önce düşünülenlerden daha fazla gerçekleşmiş hâlde. Maalesef bu gidişatın kimin lehine işlediği de pek sorgulanmıyor. Ama şu muhakkak ki bu yönlendirme, kendiliğinden olan bir hadise olmayıp bir yapının planlamasının neticesidir. Muhalefette dünya sorunlarını geniş vizyonla ele alanlar, dünya nimetlerine kavuştuğunda eleştirdiklerinden daha iyi konumda değiller.