·285 syf.··Beğendi
···Okunma: 25 Ağustos 2025 20:05 Türkçenin Sırları; ismi ile müsemma dilimiz üzerine güzel bilgiler içeren nefis bir eser. Yazarı Nihad Sami Banarlı (1907-1974) aynı zamanda bir Edebiyat öğretmenidir.
Kitabın ilk baskısı 1972 yılında yapılmış. İçerisinde Türkçemiz ile alakalı farklı başlıklarda 43 adet yazı bulunuyor. Yazıların her biri çok değerli ve ufuk açıcı. Yazılar başlıklar halinde olduğu için oldukça akıcı ve keyifle okunan bir eser. Ve bu yazıların içerisinde yer yer Yayha Kemal, Yunus Emre ve diğer ediplerimizden tadımlık şiirler de bulunmaktadır. Bu şiirler esere kıymet ilave etmekle birlikte aynı zamanda insanı bambaşka bir dünyaya ve bambaşka bir halet-i ruhiyeye de götürüyor Ayrıca, Nihad Sami Banarlı Türkçeyi o kadar güzel kullanıyor ki zaten cümleleri şiir gibi.
Evet, şiir gibi dedik çünkü dilimizi doğru kullandığımızda yani asıl kelimeleri kullandığımızda ortaya şiir gibi cümleler çıkıyor. Bu eser ile birlikte bu tadı fark ettiğim için kendimi şanslı ve mutlu hissediyorum.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki asıl Türkçe dediğimiz zaman; içinde Arapça, Farsça ve diğer dillerden kelimeler bulunmuyor mânâsına gelmiyor. Asıl Türkçe demek; kökeni Türkçe olanlar ile birlikte aynı zamanda diğer dillerden de alınmış ve uzun seneler içerisinde kendi dil fonetiğimize uygun bir şekilde Türkçeleştirilmiş bütün kelimelerdir. Çünkü bütün diller birbirleri ile bir nevi alışveriş halindedirler. Mesela Yunancadan aldığımız ve Türkçeleştirdiğimiz ve sonra Arapça gibi diğer dillere de geçirdiğimiz kelimeler de var. Mesela Yunancadan aldığımız "Efendi" kelimesi ile Fransızcadan aldığımız "antika" kelimesi bizden de Arapçaya geçmiştir. Bu alışverişlerde hiç bir beis yoktur.
Amma velâkin cumhuriyetin ilanından sonra yapıldığı gibi halihazırda bulunan lugatımızı yanına alıp, bir masaya oturup, Arap ve Fars kökenli kelimeleri atıp yerine "Öztürkçe" olduğunu iddia ederek kelimeler uydurmaya kalkarsanız işte bunun adı resmen uydurmacılıktır ve uydurma kelimeler de her cümlede bir nevi sırıtır. Fakat bu sırıtmayı maalesef sadece dikkatli gözler fark eder.
Meselâ Sel-Sal ekli bütün kelimeler uydurmadır ve bazı ifadelerde de uyduruk olduğunu belli eder. Bir misal vereyim: Mesela tarihî yerine tarihsel dediğimizde bir çok cümlede mâna değişmez. Fakat, meselâ tarihî eser, tarihî köprü yerine tarihsel eser, tarihsel köprü dediğimiz zaman ortaya mânasız bir ifade çıkar. İşte sadece bu misal bile bütün Sel-Sal ekli kelimeleri çökertmeye kâfi gelir.
Meselâ "konu" kelimesi uydurmadır. Atalarımız bu uydurmayı değil; yerine göre mevzu, yerine göre husus, yerine göre de bahis demişler. İşte bu bir zenginliktir. Siz bu üç kelimenin yerine güdük bir şekilde "konu" der geçerseniz bu zenginliği yok edersiniz. Bunun gibi yüzlerce uydurma kelime ve misalleri var. Tek tek yazmak mümkün değil.
Ve siz uydurma kelimeleri hayatın içine sokarak asıl Türkçeyi unutturursanız, bugünün nesli, bırakalım iki üç asır öncesinin bir yazarını daha yetmiş seksen sene öncesinin yazarlarını okurken bile "dili çok ağır, hiçbir şey anlamıyorum" der ve güdük bir dil ile yani en fazla üçyüz kelime ile -ki onun da çoğu uyduruk- hayatını yaşar.
İşte o sebeple dil çok mühimdir ve her Türk gencinin dert etmesi gereken bir mevzudur. Benim naçizane tavsiyem; Peyami Safa, Abdülhak Şinasi Hisar, Yahya Kemal, Nihad Sami Banarlı, Yavuz Bülent Bakiler gibi dili doğru kullanan yazarları mutlaka okumalı, o kelimeleri unutmamalı ve o asıl Türkçeyi yaşatmalı.
Son olarak dil hususu ile alakalı Türkçenin Sırları ile birlikte Yavuz Bülent Bakiler'in Sözün Doğrusu isimli eserini de mutlaka tavsiye ederim.
Herkese faydalı okumalar dilerim.